Türkiye'nin sanat ortamında uzun soluklu üretimiyle öne çıkan, yağlı boya peyzaj ve figüratif çalışmalarıyla tanınan ressam Emel Cankat'ın eserleri, Atatürk Kültür Merkezi'nin (AKM) Çok Amaçlı Salonu'nda ziyarete açıldı.
"Geçişler" adlı sergi, Cankat'ın 1970'lerden 2000'lere uzanan üretimini sanatseverlerle buluşturuyor. Aynı zamanda sanatçının 30 yılı aşan resim pratiğini dört dönem üzerinden ele alıyor.
Sergiye dair açıklamalarda bulunan küratör Dilara Yalçın, Cankat'ın 1931'de dünyaya geldiğini ve akademiden sanat eğitimi almasa da kendisini hayatı boyunca resim sanatına adadığını söyledi.
- "Sanat pratiğini günbegün geliştirmiş bir sanatçı"
Yalçın, Cankat'ın çeşitli eğitimler de aldığını aktararak, "Daha sonra sanat pratiğini günbegün geliştirmiş bir sanatçı. Şu an hayatta olmadığı için iki kızı ve oğluyla bu sergiyi hazırladık. Kendisi 1960'lardan başlayarak, Hasan Kavruk, Nuri İyem gibi ismini çok iyi bildiğimiz sanatçılardan eğitim almış ve ilk biz Emel Cankat'la ilgili bilgi almaya başladığımız zaman en fazla dikkatimizi çeken şeylerden biri sanata olan sevgisi, sürekli çabalaması ve hiçbir şekilde pratik yapmayı bırakmamasıydı." dedi.
Sanatçının eserlerinde her zaman çeşitli teknikler ve malzemeler denediğine işaret eden Yalçın, şöyle devam etti:
"Enteresan biçimde normalde hep karşılaştığımız şey (sanatçıların) figüratiften soyuta bir çalışma pratiği gerçekleştirmesiyken, Emel Cankat bunun tam tersini yapmış. Soyuttan figüratife doğru çalışmaya devam etmiş. Her zaman kendi baktığı yeri çok iyi şekilde tasvir etmeye çalışmış. Ama bu tasviri de kendine has yapmış bir sanatçı. Sadece resimle uğraşmış. Kendisine 'Bayan Fırtına' deniliyormuş ve onun sanata olan sevgisini gerçekten bir fırtına olarak biz de gördük."
- "Cankat'ın sanatsal çalışmalarına dönemsel olarak odaklandık"
Küratör Yasemin Yemişçi de küratör Marcus Graf'ın önerisiyle böyle bir sergiyi hazırladıklarını, Cankat'ı ve çalışmalarını uzun süre araştırdıklarını dile getirdi.
Emel Cankat'ın bir asker ailenin çocuğu olduğunu, bu sayede Anadolu'nun birçok şehrini gezdiğini vurgulayan Yemişçi, şunları kaydetti:
"Sergide Cankat'ın İstanbul'da 1960'larda başlayan sanatsal çalışmalarına dönemsel olarak odaklandık. Aslında bu dönemlerde (1960'lar, 1970'ler) bir kadın olarak Türkiye'de sanat üretmek nasıldı, buna odaklandık ve biraz da sanatçının işlerine baktık. Bu perspektifte bir retrospektif kurgu oluşturduk. Zaten sergideki süreç, 1970'lerle başlıyor ve 2000'li yıllarla bitiyor. Sanatçı, 1990'larda tek gözünü kaybediyor ve görme yetisi azalmasına rağmen üretimlere devam ediyor. 2000'lerde diğer gözünü de kaybediyor. Fakat 2000'lerde bile halen eserleri var. Kendisini de 2016'da kaybettiğimizi öğreniyoruz."
- "1980'lere kendi oluşturduğu çini mürekkebi tekniğiyle monogram çalışmaları dahil oluyor"
Küratör Elif İnci Gökgöz ise serginin 4 bölümden oluştuğunu belirterek, "Bu bölümler 1970'ler, 1980'ler, 1990'lar ve 2000'ler. 1970'ler içerisinde olan eserlerin nasıl birbiriyle konuştuğunu anlatmaya çalıştık. Aynı şekilde diğer dönemleri de bu şekilde birbiriyle konuşturarak bir kavramsal çerçeveye oturttuk. 1970'lerde yağlı boya odaklı işler görüyorsunuz ve burada soyutla, figüratif bir yaklaşım arasında olan eserleri var." diye konuştu.
Cankat'ın ünlü ressamlardan aldığı eğitimler sonucunda 1980'lerde kendi sanat dilinin oluşmaya başladığını gözlemlediklerini söyleyerek, sözlerini şöyle tamamladı:
"1980'lere kendi oluşturduğu çini mürekkebi tekniğiyle monogram çalışmaları dahil oluyor. Yağlı boya işleri de var. Doğa temaları çok fazla ortaya çıkıyor. Çünkü yaşadığı dönem boyunca asker bir ailenin çocuğu olmasıyla birlikte zihninde kalan manzaraları aktardığı eserlerini görüyoruz. 1990'larda artık gözünü kaybettiği için eserler daha leke gibi daha tek renk içeren çini mürekkebi işler. 2000'lerde de çok daha az eseri olmasına rağmen yine üretimine devam etme isteğini görüyoruz."
Sergi, 19 Nisan'a kadar 10.00-19.00 saatlerinde ücretsiz ziyaret edilebilecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: