Uzmanlara göre dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunda yaşanabilecek herhangi bir aksama, petrol fiyatlarında ani yükselişlere ve enerji ithalatı yüksek olan ülkelerde ciddi maliyet artışlarına yol açabiliyor.
Enerji politikaları üzerine değerlendirmelerde bulunan UTEP Başkanı Sami Bektaş, Hürmüz’de yaşanabilecek bir krizin Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkeler için doğrudan ekonomik sonuçlar doğurduğunu belirtti.
Bektaş, 2019 yılında Suudi Arabistan’daki petrol tesislerine yönelik saldırının ardından petrol fiyatlarının bir gecede yaklaşık yüzde 20 yükseldiğini hatırlatarak, bu tür gelişmelerin Türkiye’nin enerji ithalat faturasını milyarlarca dolar artırabildiğini söyledi.
“Transit ülke olmak tek başına yeterli değil”
Türkiye’nin son yıllarda enerji politikalarında “enerji köprüsü” ve “enerji merkezi” olma hedefi doğrultusunda önemli projeler hayata geçirdiğini ifade eden Bektaş, bu yaklaşımın kısa vadede jeopolitik avantajlar sağladığını ancak uzun vadede tek başına yeterli olmadığını dile getirdi.
Enerji dönüşümünün hız kazandığını vurgulayan Bektaş, özellikle Avrupa’da fosil yakıt kullanımının giderek azalmasının, petrol ve doğalgaz taşımacılığına dayalı transit koridorların önemini zaman içinde sınırlayabileceğini söyledi.
“Enerji koridoru olmak önemli ama bu durum bizi jeopolitik risklerden tamamen korumuyor. Kaynak ülkelerde yaşanan bir kriz ya da güzergâhlardaki bir gerilim, transit ülkeleri de dolaylı olarak etkileyebiliyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye güneş ve rüzgâr potansiyelini daha fazla kullanmalı”
Türkiye’nin enerji güvenliği açısından en büyük fırsatının kendi yenilenebilir kaynakları olduğunu belirten Bektaş, özellikle güneş ve rüzgâr enerjisinin yeterince değerlendirilemediğini ifade etti.
Türkiye’nin Avrupa’nın en güneşli ülkelerinden biri olmasına rağmen kişi başına düşen yenilenebilir enerji kapasitesinin Avrupa Birliği ortalamasının oldukça altında olduğuna dikkat çeken Bektaş, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye’nin güneşlenme süresi birçok Avrupa ülkesinden çok daha yüksek. Buna rağmen güneş enerjisi kapasitemiz potansiyelimizin gerisinde kalıyor. Yerli güneş ve rüzgârdan üretilecek enerji hem daha düşük maliyetli hem de kur riskine karşı daha güvenli bir seçenek.”
Nükleer enerji stratejik önem taşıyor
Enerji güvenliğinde nükleer teknolojinin de önemli bir rol oynadığını ifade eden Bektaş, nükleer yatırımların yalnızca elektrik üretimi açısından değil, aynı zamanda stratejik teknoloji kapasitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ancak nükleer enerjinin tek başına çözüm olmayacağını belirten Bektaş, ekonomik bağımsızlık için yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması gerektiğini vurguladı.
“En büyük engel bürokrasi”
Türkiye’de yenilenebilir enerji yatırımlarının önündeki en önemli sorunların teknik değil, idari ve mevzuatsal olduğuna dikkat çeken Bektaş, lisans süreçleri ve şebekeye bağlantı prosedürlerinin yatırımcılar açısından zaman zaman caydırıcı olabildiğini söyledi.
Enerji bağımsızlığı için atılması gereken adımların açık olduğunu belirten Bektaş, güneş ve rüzgâr kapasitesinin artırılması, enerji depolama sistemlerinin yaygınlaştırılması ve iletim altyapısının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Enerji güvenliği çeşitlilikten geçiyor”
Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerin enerji güvenliği açısından önemli bir uyarı niteliği taşıdığını söyleyen Bektaş, tek kaynağa dayalı enerji politikalarının riskli olduğunu belirtti.
Bektaş’a göre kalıcı çözüm; yenilenebilir kaynakların devreye alınması, yerli teknolojilerin geliştirilmesi ve enerji üretiminde çeşitliliğin artırılmasıyla mümkün.
“Enerji bağımsızlığı tek bir kaynağa değil, çeşitliliğe dayanır. Yerli üretim kapasitesini artırmak hem ekonomik hem de stratejik açıdan Türkiye’nin elini güçlendirecektir.” ifadelerini kullandı.
Yorumlar
Kalan Karakter: