Büyük bir ev düşünün…
İçinde her şey var. Sosyal faaliyetlerin neredeyse tamamı mevcut. Her yaştan erkekler… Benden büyük, benden küçük… Ortak noktaları ise tek: Bağımlılıklarından kurtulmak için buraya sığınmış olmaları.
Bu merkez tamamen ücretsiz.
Kimse kimseden tek kuruş talep etmiyor. İnsanların gönüllü destekleriyle ayakta duran, sessiz ama çok güçlü bir iyilik hali var burada.
İlk dikkatimi çeken ve beni en çok etkileyen şey ise dini vecibelerin düzenli olarak yerine getiriliyor olmasıydı. Daha önce böyle bir yer görmemiştim. Açıkçası bu durum içimi rahatlattı, hoşuma da gitti.
Ama itiraf etmeliyim…
Kapıdan ilk adımı atarken korktum.
Birçok erkeğin arasına, tek kadın olarak ve bir haberci kimliğiyle giriyordum.
Kim olduklarını bilmiyordum.
Kötü insanlar mıydı, bilmiyordum.

Fakat o korku, kapıdan içeri adım attığım anda yerini bambaşka bir duyguya bıraktı.
Çünkü hepsini çok sevdim.
Ve hissettim ki onlar da beni sevdiler.
Bu insanlar sadece “bağımlı” oldukları için hayatları boyunca dışlanmış, hor görülmüş, kenara itilmişler.
Ben öyle yapmadım.
Onlarla sohbet ettim, güldüm, eğlendim.
Sorular sordum, hayallerini dinledim.
Bir an olsun “etiket” yapıştırmadım.
Hele Abdullah…
Daha 18 yaşında.
Şu anda bağımlılıklarından tamamen arınmış bir genç.
Röportaj sırasında bana şunu söyledi:
“Bu kötü olayları yaşarken babama ‘beni kurtar’ diye yalvardım.”
İşte tam orada…
Kalbim cız etti.
Düşündüm…
Biz gençlerimizi nerede kaybediyoruz?
Keşke hep yanlarında olabilsek.
Keşke onları kötü yollara itmesek.
Keşke sadece eleştirmek yerine “Ben senin için ne yapabilirim?” diye sorsak.
Ve mesele sadece kurtulmak da değil.
Bu insanlar iyileşiyorlar…
Temizleniyorlar…
Çalışmak istiyorlar…
Ama toplum onları hâlâ kabul etmiyor.
Geçmişleri yüzünden iş bulamıyorlar.
Oysa en çok da ikinci bir şansa ihtiyaçları var.
Ben umutları ve hayalleri olan insanları seviyorum.
Çünkü umut varsa yol vardır.
Ve burası bana bir kez daha şunu hatırlattı:
Bir yol daha var.
Bu güzel yolu herkesin bulabilmesi dileğiyle…

Yorumlar
Kalan Karakter: