George Orwell, 1948 yılında "1984" romanını yazdığında, her evde bulunan ve hem yayın yapan hem de izleyen "tele-ekranlar" hayal etmişti. Bugün o tele-ekranlar cebimizde, kolumuzda ve hatta salonumuzun başköşesinde. Ancak bir farkla: Modern Büyük Birader, bizi bir ekrandan izlemek yerine, arkada sessizce çalışan algoritmalarla bizi bizden daha iyi tanıyor.
Pek çok kez başınıza gelmiştir: Arkadaşınızla kahve içerken sadece sözlü olarak bahsettiğiniz bir ayakkabı markası, beş dakika sonra sosyal medya akışınızda "tesadüfen" karşınıza çıkar. O an zihninizden geçen ilk soru şudur: "Beni dinliyorlar mı?"
Dinlemek Mi, Tahmin Etmek Mi?
Teknoloji devleri yıllardır mikrofonlarımızı reklam amaçlı dinlemediklerini savunuyor. Teknik olarak bakıldığında, milyarlarca insanın ses verisini sürekli dinleyip anlamlandırmak devasa bir maliyet ve işlem gücü gerektiriyor. Asıl gerçek ise belki de dinlenilmekten çok daha çarpıcı: Algoritmalar bizi dinlemeye ihtiyaç duymayacak kadar iyi tanıyor.
Dijital ayak izleriniz; hangi saatte nerede olduğunuz, hangi paylaşıma kaç saniye baktığınız, kredi kartı harcamalarınız ve arama geçmişiniz birleştiğinde ortaya bir "dijital ikiz" çıkıyor. Algoritma, sizin o gün neye ihtiyaç duyabileceğinizi veya neyi konuşabileceğinizi, arkadaş çevrenizin ilgi alanlarını da analiz ederek (Lookalike Audience - Benzer Hedef Kitle) saniyeler içinde öngörüyor. Yani mesele sadece bir kulak misafirliği değil, tam teşekküllü bir veri işleme sanatı.
Gönüllü Gözetim Toplumu
Orwell’in dünyasında gözetim bir zorunluluktu; bugünün dünyasında ise bu bir tercih. Ücretsiz uygulamalar kullanmak, konumumuzu paylaşmak ve her anımızı dijital dünyaya kaydetmek karşılığında kişisel verilerimizi para birimi olarak kullanıyoruz. "Kullanım Şartları"nı okumadan tıkladığımız o her "Kabul Ediyorum" butonu, Büyük Birader’in arşivine eklenen yeni bir sayfa aslında.
Veri İşleme: Yeni Nesil Kehanet
Bugün Büyük Birader bizi sadece cezalandırmak için değil, bize bir şeyler satmak, bizi manipüle etmek veya tercihlerimizi şekillendirmek için izliyor. Veri işleme kapasitesi arttıkça, özgür irade ile yönlendirilmiş seçimler arasındaki çizgi de inceliyor.
Sonuç olarak; Büyük Birader belki her an kapınızın arkasında kulak kabartmıyor olabilir. Ancak cebinizdeki o akıllı cihaz, sizin kim olduğunuzu, neyi sevdiğinizi ve bir sonraki adımda ne alacağınızı sizden önce biliyor.
Soru şu: Sizi dinlemeyen ama ruhunuzu kodlarına kadar analiz eden bir güçten saklanmak ne kadar mümkün?
Geçmişte cep telefonunun yaptıklarına şaşırmıştık ve heyecanlanmıştık, şimdi aynı şey yapay zeka için geçerli; cep telefonlarının yardımı ile yapay zekaya büyük veriler verdiysek, gelecekte yapay zekayı beslediğimiz neler olur? bir düşünelim :)
Yorumlar
Kalan Karakter: