Bir anda hayatında yeni cümleler dolaşmaya başlar: “Motokaravan mı çekme karavan mı?”, “Kaç litre temiz su deposu ideal?”, “Bu araç yokuş çıkar mı?” Ve bir süre sonra kendini YouTube’da “karavanla yaşayan aile sabah rutini” izlerken bulursun. İşte o an geçmiş olsun; yola girmişsindir.
İlk gerçek şudur: Karavan almak, araç almak değildir. Araba alırken sorular nettir; yakıyor mu, park edilir mi, servisi var mı? Karavan alırken sorular bir anda değişir: İçinde yaşayabilir miyim, kavga edersek kaçacak yer var mı, tuvalet meselesi psikolojik olarak kaldırılır mı? Çünkü karavan bir taşıt değil, taşınabilir bir hayattır.
Karavan almaya karar veren herkesin kurduğu ilk cümle de neredeyse aynıdır: “Biz tatil için alıyoruz.” Sonra tatil uzar, hafta sonu kaçamakları artar ve bir gün içlerinden biri şu cümleyi kurar: “Burada yaşasak mı acaba?” İşte o anda karavan bir eşya olmaktan çıkar, karakter testine dönüşür.
En büyük karar noktalarından biri motokaravan mı yoksa çekme karavan mı sorusudur. Bu, karavan dünyasının çay mı kahve mi tartışması gibidir. Motokaravan konforludur, pratiktir, her şey içindedir ama onunla markete gitmek evi park etmek anlamına gelir. Çekme karavan ise daha ekonomiktir, kurarsın, sabitlersin ve arabayla istediğin gibi gezersin; fakat geri geri yanaştırma sürecinde insanın karakteri açığa çıkar. İlk denemede herkesin içinden aynı cümle geçer: “Biz bu işi yapamayız.” Ama yapılır. Herkes yapar. Biraz bağırarak, biraz susarak.
İlk hevesle herkes büyük ve ferah bir karavan ister. Sonra park yeri bulamaz, dar yollara giremez, yakıtı can yakar. Bir süre sonra şu gerçeği fark edersin: Karavanda önemli olan metrekare değil, uyum kabiliyetidir. Küçük karavan seni büyütür, büyük karavan seni yorar.
Bir de bütçe meselesi vardır. Karavan alırken herkes aynı cümleyi kurar: “Bir kere alıyoruz.” Gerçek ise tam tersidir. Karavan alındıktan sonra alışveriş başlar. Sandalye, masa, tüp, güneş paneli, kablo, su hortumu ve ne işe yaradığını tam bilmediğin ama “lazım olur” denilen onlarca eşya… Bir süre sonra karavanda da evdeki çekmeceler gibi bir bölüm oluşur: “Bunun ne olduğunu bilmiyorum ama lazım.”
Karavanın yazı ve kışı da ayrı dünyalardır. Yaz karavancılığı keyiflidir, hafiftir, denizlidir. Kış karavancılığı ise sabır ister, izolasyon ister, karakter geliştirir. Kışın karavanda yaşamak bir Netflix dizisi değil, daha çok bir belgeseldir.
Ama en kritik soru çoğu zaman sorulmaz: Hazır mıyız? Dar alanda yaşamaya, planların bozulmasına, su bittiğinde panik yapmamaya, aynı insanla günün büyük bölümünü geçirmeye hazır mıyız? Karavan romantik değildir ama gerçek olduğunda çok güzeldir.
Ve en komik gerçek şudur: Karavan almaya karar verdiğin anda hayatının değişeceğini sanırsın. Oysa hayat değişmez. Sen değişirsen her şey değişir. Karavan sadece seni sadeleştirir, yavaşlatır, gerçekle buluşturur.
Bir gün karavanın kapısını açıp elinde çayla otururken şunu düşünürsün: “Bu kadar şeye gerçekten ihtiyacım var mıydı?” Cevap genelde nettir: Yokmuş.
Devamı yolda… 🚐😄

Yorumlar
Kalan Karakter: