Yaklaşık yarım asırdır Türkiye’nin gündeminde yer alan Kürt sorunu ve terör meselesi, hem iç dinamiklerin hem de küresel güç dengelerinin kesişim alanında şekillenmiştir.
Bu makale, meseleyi tarihsel, sosyolojik ve siyasal perspektiften ele alırken; güvenlik-özgürlük dengesini Hüseyin Kaya’nın varoluşçu ve bütüncül devlet anlayışı çerçevesinde değerlendirmektedir.
1. Siyaset Sosyolojisi Perspektifinden Terör ve Devlet
Siyaset sosyolojisi, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda psikolojik ve kültürel boyutlarını inceler.
Terör, çoğu zaman yalnızca silahlı bir eylem biçimi değil; kimlik, temsil, aidiyet ve adalet taleplerinin radikalleşmiş bir dışavurumudur.
Ancak radikalleşmiş her talep, meşruiyetini kaybeder; çünkü şiddet, toplumsal sözleşmeyi askıya alır.
Devletin temel işlevi güvenliği sağlamaktır. Fakat güvenliğin mutlaklaştırılması, özgürlüğün aşınmasına; özgürlüğün sınırsızlaştırılması ise kamu düzeninin zayıflamasına yol açar.
Bu nedenle siyaset sosyolojisinin temel sorusu şudur: Devlet, güvenliği tesis ederken meşruiyetini nasıl korur?
2. Devletler Tarihi ve Ulus-Devlet Modelinin Kırılma Noktaları
Osmanlı İmparatorluğu çok kimlikli ve çok hukuklu bir yapıya sahipti.
Modern ulus-devlet modeli ise homojen bir vatandaşlık tasavvurunu merkeze aldı.
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında Orta Doğu’nun cetvelle çizilen sınırları, kimlik temelli kırılmaları derinleştirdi.
Ulus-devlet modeli güvenliği merkezileştirdi; fakat kültürel çoğulluğun yönetiminde yeni sorunlar doğurdu.
Türkiye’deki terör sorunu da bu tarihsel geçişin sancılı bir sonucudur.
3. Terör Sorunu: Güvenlik Paradigması mı, Toplumsal Adalet Sorunu mu?
Terörle mücadele yalnızca askeri tedbirlerle sürdürüldüğünde, güvenlik sağlanabilir fakat toplumsal bütünleşme sağlanamaz.
Toplumsal adalet ve eşit vatandaşlık ilkesi güçlendirilmediğinde güvenlik politikaları kalıcı huzur üretemez.
Bu noktada mesele, “güvenlik mi özgürlük mü?” ikilemine indirgenemez.
Asıl mesele, güvenliğin özgürlüğü mümkün kılan bir zemin olarak yeniden tanımlanmasıdır.
4. Güvenlik ve Özgürlük Dengesi
Güvenlik olmadan özgürlük korku üretir; özgürlük olmadan güvenlik ise baskı üretir.
Demokratik devlet, bu iki alanı çatıştırmadan birlikte tahkim edebilmelidir.
Güçlü devlet, yalnızca güvenlik kapasitesi yüksek olan değil; aynı zamanda adalet duygusunu güçlendiren devlettir.
Adalet zayıfladığında güvenlik otoriterleşir; özgürlük zayıfladığında ise devlet kırılganlaşır.
5. Hüseyin Kaya’nın Paradigmatik Yaklaşımı
Hüseyin Kaya’nın düşüncesinde insan üç katmanlı bir varlık olarak ele alınır: organizma benlik, karakter benlik ve varoluşsal benlik.
Devlet de bu üç katmanın yansımasıdır: güvenlik, kimlik ve anlam.
Ona göre “İnsanı Tanrı yarattı, devleti insan yarattı.”
Bu yaklaşım, devleti kutsallaştırmadan; fakat devletsizliği de romantize etmeden, insan onurunu merkeze alan bir siyasal tasavvur sunar.
Terör sorununun çözümü, yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda insanın takdir edilme ve var olma ihtiyacının siyasal sistem içinde karşılık bulmasıdır.
Sonuç
Türkiye’nin yarım asırlık terör tecrübesi göstermiştir ki kalıcı çözüm; güvenlik kapasitesinin güçlendirilmesi, demokratikleşmenin derinleştirilmesi ve toplumsal adaletin tahkim edilmesiyle mümkündür.
Geleceğin devleti, korku üzerinden değil; güven, adalet ve ortak anlam üzerinden inşa edilmelidir.
Güvenlik ile özgürlüğün dengelendiği; kimliklerin çatışmadığı; adaletin devlet aklıyla birleştiği bir model, yalnızca Türkiye için değil, bölge için de bir örnek teşkil edebilir.
Yorumlar
Kalan Karakter: