3 Mayıs, Türk milletinin hafızasında bir takvim yaprağından çok daha büyük anlam taşıyan müstesna bir gündür. Bu tarih, Türk’ün kendi kimliğine, diline, tarihine, bayrağına, devletine ve büyük ülküsüne sahip çıkma iradesinin sembolüdür. 1944 yılının çetin şartlarında Ankara’da yükselen o ses, yıllar içinde nesillerin gönlünde daha da büyüyen bir milli şuur çağrısına dönüşmüştür.
3 Mayıs, Türk gençliğinin kalbinde vatan sevgisiyle, millet bilinciyle, hürriyet aşkıyla ve Turan ülküsüyle yankılanan bir diriliş günüdür. Nihal Atsız’dan Alparslan Türkeş’e, Reha Oğuz Türkkan’dan Nejdet Sançar’a uzanan fikir ve mücadele hattı, Türk dünyasının ortak hafızasında şerefli bir duruş olarak yaşamaktadır. O günün ruhu, milletine sevdalı insanların yüreğinde bugün de aynı heyecanla taşınmaktadır.
Türkçülük; köküne sadakat, tarihine vefa, geleceğine inançtır. Türkçülük; dilini koruyan, bayrağına göz nuru gibi bakan, devletini kutsal emanet bilen, şehidinin hatırası önünde saygıyla eğilen bir ruh halidir. Türkçülük; Anadolu’dan Kafkasya’ya, Türkistan’dan Balkanlara, Kerkük’ten Karabağ’a uzanan büyük gönül coğrafyasının ortak adıdır.
Atatürk’ün “Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” hitabı, 3 Mayıs’ın ruhunda Türk gençliğine bırakılan en kutlu emanet, en büyük şuur ve en yüce sorumluluk olarak yaşamaktadır. Bu söz, Türk gencinin alnında bir şeref nişanı, yüreğinde bir vatan yemini, yolunda sönmeyen bir meşale gibidir.
Bugün Türk dünyası, tarihinin yeni bir uyanış döneminden geçmektedir. Azerbaycan’ın Karabağ Zaferi, Türk milletinin özgüvenini yeniden zirveye taşımıştır. Türkiye’nin bölgesel ve küresel gücü, Türk Devletleri Teşkilatı’nın yükselen iradesi, ortak alfabe, ortak kültür, ortak tarih ve ortak gelecek fikri büyük bir medeniyet yürüyüşünün temel taşlarına çevrilmiştir.
3 Mayıs, bu yürüyüşün manevi işaret fişeğidir. Bu tarih, gençliğe kendi milletini sevmenin, kendi tarihini bilmenin, kendi devletine sadakat göstermenin kutsal bir sorumluluk olduğunu hatırlatır. Millet sevgisi sözde kalan bir heyecanla sınırlanamaz; ilimle, ahlakla, emekle, cesaretle, üretimle ve fedakârlıkla anlam kazanır.
Türk gençliği bugün kalemle, bilimle, teknolojiyle, diplomasiyle, sanatla, orduyla, fikirle ve inançla aynı büyük yürüyüşün neferidir. Her Türk genci, taşıdığı adın ağırlığını bilmeli, mensup olduğu milletin şerefini kalbinde bir sancak gibi taşımalıdır. Çünkü Türk adı, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir asaleti, bir devlet aklını, bir adalet anlayışını ve büyük bir medeniyet iddiasını temsil eder.
3 Mayıs, Türk milletinin ruhundaki diriliş ateşidir. Bu ateş, Bozkurt’un yol gösteren bakışında, hilalin gölgesinde, al bayrağın dalgalanışında, Karabağ’da yükselen ezanda, Türkistan bozkırlarında esen rüzgârda, Anadolu’nun her karış toprağında yaşayan ortak bir sevdadır.
Bugün bize düşen görev; bu emaneti büyütmek, Türk dünyasının birliğine hizmet etmek, kardeşliği güçlendirmek, ortak hafızayı diri tutmak ve gelecek nesillere daha güçlü bir Türk yüzyılı bırakmaktır. Çünkü Türk’ün yolu kutlu, ülküsü büyük, yürüyüşü tarihin akışını değiştirecek kadar güçlüdür.
3 Mayıs Türkçülük Günü, Türk milletinin kalbinde yanan büyük sevdanın adıdır. Bu sevda, dün olduğu gibi bugün de Türk dünyasının ufkunu aydınlatmaktadır.
Türk dünyasının birliği, dirliği ve yükselişi daim olsun.
Ne mutlu Türk’üm diyene!
Yorumlar
Kalan Karakter: