Türkiye’nin şehirleri uzun yıllardır önemli bir dönüşüm sürecinin içinden geçiyor. Ancak bu dönüşüm çoğu zaman olması gereken hızda ilerleyemiyor. Oysa kentsel dönüşüm, yalnızca şehirlerin estetik görünümünü değiştiren bir imar faaliyeti değildir; aynı zamanda insan hayatını doğrudan ilgilendiren bir güvenlik ve gelecek meselesidir.
Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olarak, yapı güvenliği konusu artık ertelenebilecek bir mesele olmaktan çıkmıştır. Buna rağmen şehirlerimizin birçok bölgesinde riskli yapı stokunun varlığını sürdürdüğünü görmekteyiz. Bu durum doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor: Kentsel dönüşüm neden beklenen hızda ilerlemiyor?
Bu sorunun ilk ve en önemli nedenlerinden biri mülkiyet yapısının karmaşıklığıdır. Özellikle büyük şehirlerde bir apartmanda çok sayıda hak sahibinin bulunması, uzlaşma süreçlerini zorlaştırmaktadır. Her hak sahibinin ekonomik beklentisi, yaşam alışkanlıkları ve gelecek planı farklıdır. Dolayısıyla ortak bir karar almak çoğu zaman sanıldığından daha uzun sürmektedir.
Bir diğer önemli unsur ekonomik koşullardır. Son yıllarda hızla artan inşaat maliyetleri, finansmana erişim güçlükleri ve ekonomik belirsizlikler dönüşüm projelerinin önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır. Yatırımcılar için artan maliyetler risk oluştururken, vatandaşlar açısından da yeni konutlara ulaşmak zorlaşmaktadır.
Bürokratik süreçlerin uzunluğu da dönüşümün hızını etkileyen faktörlerden biridir. Planlama süreçleri, ruhsat işlemleri ve idari prosedürler zaman zaman oldukça uzun sürebilmekte, bu da projelerin gecikmesine yol açabilmektedir.
Ancak kentsel dönüşümün yavaş ilerlemesinin yalnızca teknik ve ekonomik nedenleri yoktur. Bu sürecin çoğu zaman göz ardı edilen bir boyutu daha vardır: psikolojik etkiler.
Bir insanın yaşadığı ev sadece bir yapı değildir. O ev aynı zamanda hatıraların, alışkanlıkların ve sosyal ilişkilerin merkezidir. İnsanlar yıllarca yaşadıkları mahallelerle güçlü bir bağ kurarlar. Komşuluk ilişkileri, mahalle kültürü ve günlük yaşam alışkanlıkları bir mekânı yalnızca fiziksel bir alan olmaktan çıkarır.
Bu nedenle dönüşüm süreci başladığında insanlar sadece evlerini değil, alıştıkları yaşam düzenini de kaybetme endişesi yaşayabilmektedir. Yeni evin ne zaman teslim edileceği, geçici olarak nerede yaşanacağı ya da mahalle kültürünün nasıl değişeceği gibi sorular toplumda ciddi bir belirsizlik ve kaygı yaratmaktadır.
Oysa kentsel dönüşüm yalnızca binaları yenilemek değildir. Kentsel dönüşüm aynı zamanda insanların yaşam alanlarını yeniden kurmak anlamına gelir.
Bu nedenle dönüşüm politikalarının yalnızca teknik ve ekonomik boyutlarla değil, sosyal ve psikolojik boyutlarla birlikte ele alınması gerekmektedir. Güçlü finansman modellerinin geliştirilmesi, bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi ve vatandaşla güvene dayalı bir iletişim kurulması dönüşüm sürecini hızlandıracaktır.
Ayrıca mahalle kültürünü ve sosyal dokuyu koruyan planlama anlayışının benimsenmesi, toplumun dönüşüm projelerine daha olumlu yaklaşmasını sağlayacaktır.
Unutulmamalıdır ki şehirleri güçlü kılan yalnızca sağlam binalar değildir. Şehirleri güçlü kılan, o şehirlerde yaşayan insanların kendilerini güvende hissetmeleridir.
Kentsel dönüşüm bu nedenle yalnızca bir inşaat faaliyeti değil, aynı zamanda bir toplumsal güvenlik ve yaşam kalitesi meselesidir. Şehirlerimizi yeniden inşa ederken, o şehirlerde yaşayan insanların duygularını ve beklentilerini de göz önünde bulundurmak zorundayız.
Çünkü güvenli şehirler, ancak insan merkezli bir dönüşüm anlayışıyla mümkün olacaktır.
Dr. Mimar NİHAT ŞEN
Şehircilik ve Kentsel Dönüşüm Uzmanı
Yorumlar
Kalan Karakter: