Yemek çoğu zaman sadece yemek değildir.
Bir günün yorgunluğunu susturmanın yolu, bir duyguyu bastırmanın en kolay hali ya da kendimize verdiğimiz küçük bir ödül olabilir. Bu yüzden beslenme, düşündüğümüzden çok daha fazla zihinsel bir süreçtir. Danışanlarımla çalışırken sıkça şu cümleyi duyarım:
“Ne yediğimi biliyorum ama neden yediğimi bilmiyorum.”
Aslında tam da bu noktada başlıyor mesele. Açlık Her Zaman Mideden Gelmez
Bedenin açlığı ile duyguların açlığı çoğu zaman birbirine karışır. Stresli bir toplantı sonrası gelen tatlı isteği, yalnızlık hissiyle artan atıştırmalar ya da yoğun kaygı dönemlerinde kontrolsüz yeme davranışları… Bunların hiçbiri irade eksikliğinden kaynaklanmaz. Yemek, birçok kişi için duyguları düzenlemenin en erken öğrenilmiş yollarından biridir. Rahatlatır, sakinleştirir, kısa bir süreliğine iyi hissettirir. Ancak bu ilişki fark edilmediğinde, zamanla suçluluk, utanç ve bedenle kurulan bağın zayıflamasıyla sonuçlanabilir.
Diyet Kültürü Neden Bu Kadar Yorucu?
Modern diyet anlayışı bize sürekli “kontrol et”, “yasakla”, “diren” diyor. Oysa beden baskı altında iyileşmez. Zihin yorgunken sağlıklı seçimler yapmak neredeyse imkânsızdır. Katı diyet listeleri, iyi-kötü yiyecek ayrımları ve sürekli kendini izleme hali, özellikle hassas bireylerde yeme davranışını daha da karmaşık hale getirir. Kilo vermek için başlayan bir süreç, kişinin kendine olan güvenini ve beden algısını zedeleyebilir.
Bu noktada şunu hatırlamak önemli:
Ruh sağlığını gözetmeyen hiçbir beslenme planı sürdürülebilir değildir.
Bütüncül Beslenme Ne Demek?
Beslenmeye bütüncül bakmak; yalnızca kaloriye değil, kişinin yaşamına, duygularına ve ihtiyaçlarına da bakabilmektir. Bilinçli yeme (mindful eating), açlık ve tokluk sinyallerini tanımak, yeme sırasında anda kalabilmek ve kendine yargısız yaklaşabilmek bu sürecin temel taşlarıdır. Bu yaklaşımda amaç mükemmel beslenmek değil; bedenle daha güvenli, daha şefkatli bir ilişki kurabilmektir. Kendimize Sormamız Gereken Küçük Ama Güçlü Sorular
Bazen değişim büyük kararlarla değil, küçük farkındalıklarla başlar:
Gerçekten aç mıyım, yoksa bir duyguyu mu yatıştırmaya çalışıyorum?
Bu yeme davranışı bana uzun vadede nasıl hissettiriyor?
Bedenime mi kulak veriyorum, yoksa alışkanlıklara mı?
Bu soruların tek bir doğru cevabı yok. Ama her biri, kendimizle daha dürüst ve nazik bir ilişki kurmanın kapısını aralar.
Son Söz
Sağlıklı yaşam; sürekli kontrol halinde olmak değil, bedeni ve zihni birlikte duyabilmektir. Yemekle kurduğumuz ilişki, kendimizle kurduğumuz ilişkinin bir yansımasıdır. Ve belki de en önemli besin, kendimize gösterdiğimiz anlayıştır.

Yorumlar
Kalan Karakter: