Türkiye'nin Dünya Kupası'na katıldığı haberini duyduğumda içimde yükselen duygu futbol sevgisi değildi. Elbette futbola ilgim var, maç izlerim, güzel bir gol karşısında heyecanlanırım. Ama bu kez hissettiğim şey bambaşkaydı. Çünkü ben bu coşkuda sadece bir spor organizasyonuna duyulan ilgiyi değil, çok daha derinlerde duran bir özlemi gördüm.
Yirmi dört yıl...
Bir insanın çocukluktan yetişkinliğe uzandığı kadar uzun bir zaman.
Bugün Dünya Kupası heyecanını yaşayan gençlerin büyük bir kısmı, Türkiye'nin daha önce Dünya Kupası'nda oynadığını bile hatırlamıyor. Kimileri o günlerde henüz doğmamıştı. Kimileri ise televizyonda babasının, dedesinin anlattığı hikâyelerden biliyor o günleri.
Ama ilginç olan şu:
Hatırlamadığımız bir şeyi bile özleyebiliyoruz bazen.
Çünkü mesele sadece bir turnuva değil.
Mesele, milyonlarca insanın aynı anda aynı heyecanı yaşayabilmesi.
Uzun zamandır bunu arıyoruz galiba.
Uzun zamandır aynı duyguda buluşmayı özlüyoruz. Günlük hayatın içinde birbirimizden uzaklaştık. Aynı şehirlerde yaşıyoruz ama farklı dünyaların insanları hâline geldik. Aynı sokaklardan geçiyoruz ama farklı kaygılar taşıyoruz. Aynı ülkenin insanlarıyız ama çoğu zaman birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz.
Son yıllarda ne zaman kalabalıklara baksam insanların yalnızlığını görüyorum.
Kalabalıklar büyüyor ama ortak duygular küçülüyor.
İnsanlar birbirine daha yakın görünüyor ama ruhlar arasındaki mesafe açılıyor. Belki de bu yüzden milli takım söz konusu olduğunda ortaya çıkan heyecan bu kadar güçlü oluyor. Çünkü orada kimsenin kimliği sorulmuyor. Kimse hangi görüşten olduğunu merak etmiyor. Kimse hangi şehirden geldiğini hesaplamıyor. Bir bayrağın altında, tek bir duyguda buluşabilmek yetiyor. Bir anlığına bütün farklılıklar geri çekiliyor. Bir anlığına hepimiz aynı tarafta duruyoruz.
Ben çocukluğumu hatırlıyorum.
Mahalle kahvesinin önüne kurulan televizyonları...
Evlerin balkonlarına asılan bayrakları...
Maç günü sokakların erken boşalmasını...
Gol olduğunda birbirini hiç tanımayan insanların sarılmasını...
Bugün geriye dönüp baktığımda o görüntülerde futbol kadar başka bir şey görüyorum. İnsanların birbirine ait hissetme ihtiyacını görüyorum. Bir topluluğun parçası olma arzusunu görüyorum.
Çünkü insan sadece ekmekle yaşamıyor.
İnsan anlamla da yaşıyor.
İnsan aidiyetle de yaşıyor.
İnsan kendisini büyük bir hikâyenin parçası hissetmek istiyor. Dünya Kupası işte tam da bunu sağlıyor. Sahada on bir futbolcu var ama tribünde milyonlarca duygu oturuyor. Bir pas atılıyor, milyonlar aynı anda nefesini tutuyor. Bir şut çekiliyor, milyonlar aynı anda ayağa kalkıyor. Bir gol oluyor, milyonlar aynı anda seviniyor.
Belki de modern dünyanın bize en az sunduğu şeylerden biri budur: Eş zamanlı duygu.
Eskiden bayramlarda yaşardık bunu. Mahallelerde yaşardık. Köy odalarında yaşardık. Aynı sofranın etrafında yaşardık. Şimdi hayat parçalandı. İnsanlar ekranların içine çekildi. Aynı evin içinde yaşayanlar bile bazen farklı dünyalarda yaşamaya başladı. Ama bazı anlar geliyor ve bizi yeniden bir araya topluyor. Bir deprem anında... Bir sevinç anında... Bir başarı hikâyesinde... Ya da bir milli maçta... İşte o zaman hatırlıyoruz. Aslında birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzu. Ben Dünya Kupası heyecanını biraz da buna benzetiyorum. Sanki uzun süredir ayrı düşmüş bir ailenin aynı masada yeniden buluşması gibi.
Kimse kusursuz değil.
Kimsenin bütün sorunları çözülmüş değil.
Ama o masada bulunmak bile başlı başına bir mutluluk. Çünkü insan bazen çözümden önce birlik ister. Bazen başarıdan önce beraberlik ister. Bazen kupadan önce aynı şarkıyı söyleyebilmeyi ister.
Bu yüzden ben sokaklara asılan bayraklara baktığımda sadece futbol görmüyorum. Arabaların camlarından yükselen marşlarda sadece spor görmüyorum. Sosyal medyada paylaşılan heyecanda sadece maç konuşulduğunu düşünmüyorum. Ben orada başka bir şeyi görüyorum: Bir milletin yeniden aynı duyguda buluşma çabasını görüyorum. Birbirini yeniden hatırlama isteğini görüyorum. Birlik olabilmenin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlayan insanları görüyorum.
Belki kupayı kazanacağız. Belki kazanamayacağız. Belki gruplardan çıkacağız. Belki erken döneceğiz. Ama bütün bunlardan bağımsız olarak, bugün yaşanan coşkunun değeri bambaşka. Çünkü bazen asıl başarı sonuç tabelasında yazmaz. Bazen asıl başarı insanların kalbinde oluşur. Bir ülkenin aynı anda heyecanlanabilmesi... Aynı anda umutlanabilmesi... Aynı anda dua edebilmesi... Aynı anda sevinip aynı anda üzülmesi... Bence bundan daha büyük bir toplumsal güç yoktur.
Dünya Kupası bir futbol organizasyonu olabilir.
Ama benim gözümde bundan çok daha fazlasıdır. O, bize hâlâ birlikte sevinebildiğimizi hatırlatan bir aynadır. Hâlâ aynı hayalin peşinden yürüyebildiğimizi gösteren bir işarettir. Ve belki de en önemlisi, bütün farklılıklarımızın ötesinde, aynı hikâyenin çocukları olduğumuzu yeniden hatırlatan güçlü bir vesiledir.
Futbol bahanedir.
Kupa bahanedir.
Asıl mesele, milyonlarca insanın aynı kalbin ritminde buluşabilmesidir. Çünkü bazı zaferler sahada kazanılmaz. Bazı zaferler, insanların birbirine yeniden inanabildiği günlerde kazanılır.
Yorumlar
Kalan Karakter: