Bazı fikirler zamanını bekler. Evliya Çelebi Kültür Yolu da tam böyle bir fikir; on yıllardır orada duruyor, sadece birinin onu görmesini bekliyor.
Camino de Santiago'yu ilk kez duyduğumda şunu düşünmüştüm: bir yolun bu kadar güçlü bir kimliğe kavuşabilmesi için illaki yüzyıllarca süren hac trafiğine mi ihtiyaç var? Sonra Via Francigena'yı okudum. Ortaçağ'da Canterbury'den Roma'ya uzanan bu güzergâh, bir piskoposun yolculuk notlarından yola çıkılarak yeniden inşa edilmişti. Bir papazın kaleminden doğmuş bir kültür yolu. Ve o an anladım: elinde dünyanın en büyük seyahat ansiklopedisini tutmakta olan bir milletin, henüz kendi Camino'sunu yaratmamış olması, tarihin en büyük turizm hatalarından biridir.
Seyahatname'den bahsediyorum. Evliya Çelebi'den. On ciltlik o devasa eserden. Ve o eserin içinden bugün iki farklı rota çıkarılabileceğini düşünüyorum.
Avrupa'nın Yaptığını Anlayan Kim Var?
Camino de Santiago her yıl yaklaşık 500.000 yürüyüşçü çekiyor. Ekonomik etkisi milyarlarca Euro. Peki bunun sırrı nedir? Sadece dini bir motivasyon değil. İnsanlar Santiago'ya sadece inanç için gitmiyor; kimlik arayışı, yavaşlama, anlam arayışı için gidiyor. Yol kendisi bir anlatıya dönüşmüş: başlangıç noktasını biliyorsun, sonu biliyorsun ve aradaki her adım sana bir şey vaat ediyor.
Via Francigena'da ise beni asıl büyüleyen şey şu: o yol, 990 yılında Sigeric adlı bir Canterbury piskoposunun Roma'ya yaptığı yolculuğun günlüğünden yeniden hayata döndürüldü. Tek bir insanın seyahat notları, bugün İngiltere'den İtalya'ya uzanan aktif bir kültür rotasına dönüştü. Avrupa bunu yapabiliyorsa, elimizde on cilt bırakan bir seyyahın izlerinden neden bir şey çıkaramayalım?
Birinci Fikir: Evliya Çelebi Avrupa Kültür Yolu
Evliya Çelebi'nin Avrupa topraklarındaki seyahati, bir hayal ürünü değil. 17. yüzyılın ortasında İstanbul'dan çıkıp Edirne, Sofya, Belgrat, Budin, Viyana kapılarına kadar gitti. Balkanlar boyunca yüzlerce şehir, kale, tekke ve köprü anlattı. Yazdıkları bugün o topraklarda hâlâ duran yapıları betimliyor.
Bu rota, Türkiye'nin Avrupa'yla olan kadim bağını somutlaştırabilecek nadir fırsatlardan biri. Düşünüyorum: İstanbul'dan çıkan bir yürüyüşçü ya da bisikletçi, Edirne kapısından geçiyor, Bulgaristan ovalarını aşıyor, Sırbistan kalelerini görüyor, Macaristan'da Budin surlarının önünde duruyor. Ve her durakta elinde şu satırları taşıyor: "Bu şehri Evliya Çelebi de görmüştü. Şöyle yazmıştı..."
İkinci Fikir: Anadolu Evliya Çelebi Rotası
Ama asıl büyük rota burası. Anadolu rotası, Avrupa güzergâhına kıyasla çok daha az konuşuluyor oysa çok daha zengin. Evliya, Bursa'dan Konya'ya, Konya'dan Erzurum'a, Erzurum'dan Diyarbakır'a uzanan bu toprakları adeta katman katman kazdı. Kervansarayları anlattı. Hamamları anlattı. Çarşıları, türbeleri, mahalle adlarını, su mimarilerini anlattı. Seyahatname'nin bu bölümleri, Anadolu'nun 17. yüzyıl fotoğraf albümü gibi.
Bu rota için önerdiğim konsept şu: "İçeriden Bir Anadolu." Avrupa güzergâhında Çelebi bir gözlemci olarak geziyor yabancı toprakları; ama Anadolu'da o toprak onun. Yazdıklarında farklı bir sıcaklık var, farklı bir aşinalık. Bu rota, o içselliği taşıyabilir.
Markalama Meselesi: Sadece Logo Değil
Evliya Çelebi Kültür Yolu'nun markası için şunu öneriyorum: "Seyyahın Ayak İzi" konsepti. Gerçek anlamda. Güzergâh boyunca köprülerde, han kapılarında, camii avlularında, istasyon duvarlarında küçük bir işaret; bir pusula, bir ayak izi ve altında "Evliya burada geçti" yazısı. Somut, sade, tarihin içinden çıkmış.
Neden Şimdi?
Türkiye'nin kültür turizmi son yıllarda ciddi bir ivme kazandı. Ama hepsinin ortasında büyük bir boşluk var: edebi-kültürel rota. Evliya Çelebi Kültür Yolu tam bu boşluğu doldurabilir. Bir seyyahın ayak izleri hâlâ orada duruyor. Taşlarda, sütunlarda, han duvarlarında. Bekliyor.
"Gezdim, gördüm, yazdım" demiş Evliya. Bizim yapmamız gereken şey şu: gezdirmek, göstermek, okutmak.
Yorumlar
Kalan Karakter: