Yine aynı hüsran. Günlerdir kurulan çeyrek final, yarı final hayallerinin dünyanın öbür ucundaki gerçeklikle çarpışıp tuzla buz olması sadece 180 dakika sürdü. Kanada’da Avustralya karşısında alınan 2-0’lık net yenilgi ciddi bir uyarıydı. San Francisco’da daha maçın ilk dakikasında yediğimiz amatörce golle geriye düşüp, üstelik 10 kişi oynayan Paraguay’a reaksiyon gösteremeden boyun eğmek ise bu acı tablonun tescili oldu.
Önümüzde ABD ile "formalite" maçı var. Bavullar çoktan toplanmış, zihinler tatil moduna geçmişken oynanacak ruhsuz bir 90 dakika desek yanlış olmaz bence.
Peki bizi bu erken enkazla baş başa bırakan süreç nasıl gelişti? Turnuva öncesi hazırlık kamplarından beri bas bas bağıran en büyük yapısal sorunumuz, kronikleşen kadro mühendisliği zafiyetiydi.
Fizik kalitesi ve atletizmiyle oynayan Avustralya'ya karşı yumuşak, topu ayağında tutamayan ve kenarları adeta otobana çeviren bir taktikle darmadağın olduk. Paraguay karşısında rakip eksilmişken bile oyunu tamamen onların yarı alanına yıkabilsekte ne bir B planı gördük ne de kenar yönetiminin hamlelerinde bir akıl kalmıştı. Oyuncu değişikliklerindeki formasyon karmaşası (kadro dizilimi) eldeki muazzam jenerasyonun potansiyelini adeta öğüttü.
Madalyonun diğer yüzü ise saha içinden çok daha vahim. Arizona kampı, milli takımın odaklanma merkezi olmaktan çıkıp adeta bir "ego savaşları arenasına" dönüştü. Futbolcuların rahat ve öz güvenli tavırlarının ardından sosyal medyada oluşan baskılar sonrasında, teknik heyet ile birkaç yerli oyuncu grubu arasında esen o soğuk rüzgarlar saha içine doğrudan sirayet etti.
Bir milli takım düşünün ki turnuvanın en kritik virajında taktik disiplinden çok kimin oynayıp kimin oynamayacağı, kimin hangi açıklamayı yapacağı tartışılıyor. Takım içi hiyerarşi neredeyse darmadağın olmuş, adalet duygusu zedelenmişken sahadan başarı beklemek… Bu çürümeyi görmezden gelenler, bugünkü faturanın asıl ortağıdır.
Şimdi ABD karşısına prestij için çıkacağız. Ancak bu maçtan alınacak hiçbir sonuç orada bırakılan bu kötü intibayı temizlemeye yetmeyecek. Türkiye elindeki bu altın jenerasyonla turnuvanın en renkli takımı olmaya adayken, organizasyonsuzluğun ve iç çekişmelerin kurbanı oldu. Teknik direktör ve federasyon yönetimi bavulları açar açmaz bu elenmenin hesabını huzuru bozuk kamp odalarında da aramalıdır. Çünkü bu millet, sabahlara kadar uykusuz kalarak desteklediği bu takımın böyle vizyonsuzca ve erkenden veda etmesini asla hak etmedi.
Yorumlar
Kalan Karakter: