Bir zamanlar Uzungöl denince aklıma sadece dumanlı dağlar, sakin bir göl ve ıslak toprak kokusu gelirdi. Şimdi ise ne yazık ki aklıma gelen ilk şey otobüs konvoyları, betonarme binalar ve sıra bekleyen insan kalabalıkları.
Bu yazıda size Karadeniz’in o meşhur “yeşil incisi”nin aslında nasıl bir hayal kırıklığına dönüştüğünü anlatacağım. Ama bu bir ağıt değil, tam tersine bir uyarı. Çünkü Uzungöl sadece bir vadinin hikâyesi değil; plansız büyümenin, “ne çok turist gelirse kâr odur” zihniyetinin ve uzun vadeli strateji yoksunluğunun tam da ortasında bir fotoğraf.
Yazdıklarımı okurken belki içiniz sızlayacak, belki “Ben de oradaydım, aynısını hissettim” diyeceksiniz. Umarım bu samimi satırlar, sadece şikâyet etmek için değil, bir şeylerin değişmesi gerektiğini hatırlatmak içindir.
Şimdi buyurun, kalabalığın gölgesinde kaybolan bir doğa harikasına birlikte bakalım…
Overtourism’in Acı Bedeli: Kalabalık Kalite Değil
İşin en acı tarafı şu: Yüksek ziyaretçi sayısı kısa vadede cep yakıyor gibi görünse de uzun vadede doğayı ve o bölgenin ruhunu paramparça ediyor. Geçenlerde okuduğum bir akademik çalışmada, TripAdvisor yorumları üzerinden yapılan analizde, en çok şikâyet edilen konuların betonlaşma, plansız yapılaşma, çöp ve görüntü kirliliği olduğunu gördüm. Yani insanlar “doğa harikası” diye gittikleri yerde beton yığınlarıyla karşılaşmaktan bıkmış.
Her şey talebe göre şekillenince, yerel mimari hiçe sayılmış. Ruhsatsız yapılar, kaçak inşaatlar derken çarpık bir kentleşme çıkmış ortaya. Üstelik imar planı eksikliği tam 20 yıldır çözülememiş. Yerel turizmciler bile bu düzensizlikten dert yanıyor. Son yıllarda bazı yıkımlar yapıldığını duyuyoruz, ama sorun hâlâ tepeden tırnağa yapısal.
Sonuçta çok turist popülerlik değil, tam tersine kalite düşüşü demek. Geçen yıl Körfez ülkelerinden gelen turist sayısının yüksek fiyatlar yüzünden düştüğünü okumuştum. Bu aslında ne kadar kırılgan bir yapı olduğunu gösteriyor. Doluluk oranları hedeflerin altında kalabiliyor, kimse memnun değil.
Strateji Eksikliği: Akşamdan Sabaha Kararlar, Parçalı Çabalar
İşin en can sıkıcı yanı ise ortada uzun vadeli bir stratejinin olmaması. Uzungöl’ün Tabiat Parkı, Özel Çevre Koruma Bölgesi gibi statüleri var, ama korumadan çok ekonomik getiri ön planda tutulmuş. Yönetim planları yapılmış, ama uygulama hep yarım kalmış. Paydaşlar arasında koordinasyon yok; yerel yönetimler, STK’lar, işletmeciler birbirinden habersiz hareket ediyor. Her dönem yeni bir “fikir” ortaya atılıyor, ama bütüncül bir vizyon yok.
En bariz örneği gastronomi turizmi. Karadeniz mutfağı o kadar zengin ki: kuymak, hamsi, lahana sarması, yöresel otlar… Ama Uzungöl’de bu potansiyel hâlâ keşfedilmemiş. Festivaller yapılıyor, horon rekoru denemeleri, yemek etkinlikleri düzenleniyor, ama bunlar genellikle tek seferlik, altyapısız ve tanıtım odaklı. Sistematik gastronomi rotaları, eğitimli rehberler, standartlaşmış yöresel restoranlar yok. Daha çok “bu yıl da bir festival yapalım” kafası hâkim.
Diğer aktivitelerde de durum aynı: trekking, bisiklet, doğa yürüyüşü, kültürel turlar… Potansiyel çok yüksek, ama yürüyüş yolları işaretlenmemiş, ulaşım sorunlu, internet ve enerji altyapısı yetersiz. Kışın veya baharda bölge neredeyse sessizliğe bürünüyor. Denetimlerde belgesiz onlarca tesisin mühürlendiğini duyuyoruz; bu da kalitesiz işletmeciliğin ne kadar yaygın olduğunu gösteriyor.
Bir turizm işletmecileri derneğinin başkanı geçenlerde çok çarpıcı şeyler söyledi. Dedi ki: “Altyapı olmadan 12 ay turizm olmaz.” Özellikle ana yolun bir türlü bitirilemediğini, bu durumun hem yerel halk hem de turistler için güvenlik riski oluşturduğunu anlattı. Bir de kışın doğalgazın olmamasından bahsetti; yüksek yakıt maliyetleri herkesi zorluyor. Yani yazın gelen milyonlarca turistin konforu da kışın bölgenin turizm potansiyeli de altyapısızlık yüzünden heba oluyor.
Bölge gerçekten “el yordamıyla” yürüyor. İmar planı yıllardır bekliyor, altyapı yatırımları hep sorun çıktıkça reaktif olarak yapılıyor. Tanıtım ise “kalabalık = başarı” yanılgısına dayanıyor. Yerel turizmciler ve dernekler ortak akıl çağrısı yapsa da bürokratik ve siyasi süreçler çok yavaş ilerliyor.
Neyse ki yerel yöneticilerin bazı açıklamalarından, durumun farkında olduklarını anlıyoruz. Geçenlerde bir yerel yönetici, “Geçmişte aşırı yapılaşma oldu” diyerek bir nevi itirafta bulundu. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın kaçak yapıları yıkmak için çalışmaları başlattığı da söyleniyor. Ama bu adımlar yeterli mi, ne yazık ki zaman gösterecek.
Ne Yapılmalı? Umarız Hâlâ Zaman Vardır
Uzungöl’ü kurtarmak için neler yapılabilir, diye düşünüyorum:
Acil koruma amaçlı imar planı ve kaçak yapıların sistematik temizliği şart.
Kapasite yönetimi: Ziyaretçi sayısı sınırlanmalı, belki giriş ücreti veya rezervasyon sistemi getirilmeli. Aşırı turizmin önüne geçilmeli.
Çeşitlendirme: Kitle turizminden ekoturizme, gastronomi rotalarına, kültürel deneyimlere geçilmeli. Sadece araba turizmine bel bağlamak büyük hata.
Gerçek bir strateji: Uzun vadeli master plan, paydaş katılımı, veri odaklı yönetim… Ziyaretçi memnuniyeti ve çevre göstergeleri düzenli ölçülmeli.
Hizmet kalitesi: Altyapı tamamlanmalı, personel eğitilmeli, standartlar yükseltilmeli. Ruhsatsız ve kalitesiz işletmelere tolerans sıfır olmalı.
Uzungöl aslında Türkiye turizminin bir aynası. Doğal güzellikleri kısa vadeli rant için feda etmek, ne yazık ki Ayder gibi diğer yaylalarda da gördüğümüz bir model. Başarı, sadece turist sayısında değil, korunmuş doğada, mutlu yerel halkta ve tekrar tekrar gelmek isteyen turistlerde ölçülmeli. Aksi halde Uzungöl, “eskiden güzeldi, ama şimdi…” diye anılan hüzünlü yerlerden biri olacak.
Bu yazdıklarım, bölgenin potansiyelini görmezden gelmek değil. Tam tersine, o potansiyeli gerçekten hayata geçirmek için acı bir uyarı niteliğinde. Umarım karar vericiler ve paydaşlar bu sesi duyar. Hâlâ zaman var ama çok da değil.
Siz ne düşünüyorsunuz? Uzungöl’de hiç bulundunuz mu?
Gördükleriniz benim anlattıklarıma benziyor mu?
Yorumlar
Kalan Karakter: