Paranın, sistemlerin ve hatta devletlerin değiştiği her dönemde altın aynı soruyu sordurdu.
Tarihte savaşlar, salgınlar, büyük ekonomik kırılmalar ve rejim değişiklikleri hep altını ön plana çıkardı.
Roma İmparatorluğu’ndan Osmanlı’ya, Bretton Woods sisteminden 1970’lerde altın standardının terk edilmesine kadar her büyük dönüşümde altın, güvenin adresi olmayı sürdürdü.
Kâğıt para çoğaldıkça, altın kıtlığıyla daha da değer kazandı.
Son yirmi yıla baktığımızda ise altının yükselişi artık dönemsel değil, yapısal bir karakter taşıyor. 2008 küresel finans kriziyle başlayan güvensizlik dalgası, pandemi, jeopolitik gerilimler, merkez bankalarının agresif para politikaları ve yüksek enflasyonla birlikte kalıcı hâle geldi.
Bugün altın yalnızca bireysel yatırımcının değil, devletlerin de sigortası konumunda.
Amerikanın artan kamu borcu ve sürekli genişleyen bütçe açıkları, doların rezerv para olma gücünü sorgulatırken; Rusya ve Çin gibi ülkeler merkez bankası rezervlerini hızla altına kaydırıyor.
Bu ülkeler için altın yalnızca finansal değil, aynı zamanda jeopolitik bir araç. Dolar bağımlılığını azaltmanın en sessiz yolu, kasalarda altın biriktirmekten geçiyor.
Hindistan da altın, ekonomik bir enstrümandan çok kültürel bir güvence. Düğünlerden tasarrufa, kırsaldan metropollere kadar altın, halkın en güçlü finansal refleksi.
Talep, küresel fiyatları yukarı taşıyan en önemli dinamiklerden biri.
Benzer şekilde Orta Doğu ve Asya ülkelerinde de altın, kriz anlarında başvurulan ilk liman.
Ülkemiz açısından bakıldığında ise altın hem tasarruf hem de psikolojik güven unsuru.
Yüksek enflasyon, kur dalgalanmaları ve belirsizlik ortamında altın, uzun vadeli hafızası olan bir yatırım aracı olarak öne çıkıyor.
Yastık altından dijital altın hesaplarına uzanan geniş bir ekosistem oluşmuş durumda.
Altının “önlenemez” yükselişinin temelinde üç ana unsur var;
küresel güvensizlik, para arzındaki kontrolsüz genişleme ve jeopolitik riskler. Üstelik bu risklerin kısa vadede ortadan kalkacağına dair güçlü bir işaret yok. Aksine, dünya daha çok kutuplu, daha kırılgan ve daha temkinli bir döneme giriyor.
Bu nedenle altın artık yalnızca kriz yatırımcısının değil, uzun vadeli strateji kuranların da vazgeçilmezi.
Tarih bize şunu söylüyor: Sistemler değişir, paralar değer kaybeder, güç merkezleri yer değiştirir; ama altın, sessizce yerinde kalır ve bekler.
Zamanı geldiğinde ise yeniden konuşur.
Bugün yaşanan yükseliş, bir balonun değil; küresel düzenin aynadaki yansıması ..
Ve o aynada görünen tablo, altının yolunun daha uzun olduğunu gösteriyor.

Yorumlar
Kalan Karakter: