Ona "Bana tarihteki en büyük mucitleri say" dedim. Saymaya başladı: Edison, Tesla, Bell, Jobs... Listede bir tuhaflık vardı. Sanki teknoloji tarihi, sadece erkeklerin bakın adamların demiyorum, erkeklerin yazdığı bir kulüp tüzüğü gibiydi.
Asistana sordum: "Peki ya kadınlar? Onlar nerede?" Bir an duraksadı (o dönen bekleme ikonunu gözünüzde canlandırın) ve bana şöyle dedi: "Üzgünüm, bağlamı tam anlayamadım."
"Bağlamı tam anlayamadım." Bu cümle, aslında teknolojideki kadın tarihinin en kısa ve en acı özetidir.
Evet, bağlamımız kadın… Şunu bilmenizi isterim: “Kadın” konusuyla ilgili konuşma ve yazı taleplerine genelde pozitif yaklaşmıyorum ama eninde sonunda bir bağ kurup, beni içine çekiyorlar.
Gelmeden baktım, konusu kadın olan epey yazı yazmışım. Adı gizli kalmış kadın dahiler… Yapay zekada kadın eli… Madencilikte kadın… vs… Haliyle pek çok konusu kadın olan etkinlikte konuşmacı da olmuşum. Ama bu sefer, benim teknolojiye bu kadar meraklı olmam bugün karşınıza çıkmama sebep oldu. Merak mı teknolojiye bağlı kılıyor beni, yoksa teknoloji mi beni meraklandırmaya devam ediyor, tartışılır….
Bugün konuya 3 ayrı dünyadan hatta evrenden bakarak yaklaşacağım:
Teknolojiyi yaratanlar,
teknoloji kullananlar ve
teknolojiden etkilenenler….
Bu üç evrende kadının yeri veya kadının konumuna değineceğim….
Bu odada kaç kişi bugün sabah, yatağının başucundaki o cihazın alarmıyla uyandı? Peki, kaçınız o telefonun kilidini açan parmak izi teknolojisinin, GPS’in veya şu an cebinizde taşıdığınız o devasa işlem gücünün arkasında, tarihe isimsiz bir şekilde kazınmış, çoğu zaman dipnotlara itilmiş bir kadının matematiği olduğunu düşündü?
Biz bugün burada, teknolojinin "kayıp bağlamını" konuşacağız.
Gelin sizi biraz geriye, dijital dünyanın tohumlarının atıldığı yere götüreyim. 1843 yılına. Victoria Dönemi İngiltere’sindeyiz. Kadınların üniversiteye gitmesinin "skandal", oy kullanmasının "imkansız" olduğu bir çağa... Korse giymek zorunlu, fikir beyan etmek yasak… İşte böyle bir dünyada, Lord Byron’ın kızı Ada Lovelace, bir dikiş makinesine değil, Charles Babbage'ın "Analitik Makinesi"ne bakıyor.
Ve herkes o makinede sadece metal dişliler ve sıkıcı hesaplamalar görürken, Ada bir şiir görüyor. Not defterine tarihin akışını değiştirecek şu cümleyi yazıyor:
"Bu makine, doğru veriler işlendiğinde müzik besteleyebilir, resim yapabilir."
Bakın “müzik” diyor, “resim” diyor….
Bomba yaparız, silah tasarlarız, virüs oluştururuz demiyor… İşte kadın ruhu…
Düşünebiliyor musunuz? Neredeyse 180 yıl önceden bahsediyorum. Yıl 1843. Henüz elektrik ampulü bile yok. Ama Ada, bugün Spotify’da dinlediğiniz müziği, Midjourney’de ürettiğiniz sanatı o gün, o kısıtlı dünyasında hayal ediyor. Ada Lovelace, dünyanın ilk bilgisayar programcısıydı. O, teknolojinin sadece "hesaplamak" (computing) olmadığını, bir "yaratım" olduğunu gören ilk insandı. Bizler, yani 21. yüzyılın insanları, hala onun 19. yüzyılda gördüğü rüyaya yetişmeye çalışıyoruz.
Bugün sizlerle, Ada’dan bu yana çatallanan, teknoloji ve kadın ilişkisinin üç paralel evrenini konuşmak istiyorum.
Bu 3 evren nadiren kesişir, ama kesiştiğinde... İşte o zaman bambaşka bir dünya olur…
1- Birinci evren, teknolojiyi yaratan kadınların evreni. Yani görünmez mimarlar…Ama burası sessiz bir evren…
“Teknoloji ve kadın” deyince size soracağım bir soru kadın veya erkek herkesi konuya daha sıkı bağlayacak.
Ütü yapmayı seven var mı?….
Seveni yok sanırım… Ama benim ütü koleksiyonum var. 50 yıllık, 100 yıllık hatta 300 yıllık ütülerim var. Muhtemel ki sizin de babaannenizden, ninelerinizden kalan ütüleriniz vardır. Bir şey dikkatinizi çekti mi? Ütü yapısını neredeyse hiç geliştirmedi. Bilgisayar son 60 yılda bir otobüs büyüklüğünden cebimize hatta kulaklığımıza, gözlüğümüzün kenarındaki çerçevesine sığıdı ama ütüde gelişme yaşanmadı.
Niye?
Çünkü teknolojisinde kadınlar yoktu. Erkeklerin de umurunda değildi. Nasılsa ütülerini yapan birileri var….
Sorunun temelinde işte konuşmanın başlangıcında bahsettiğim “bağlamı tam anlayamadım” var.
Halbuki bağlam daha sıkı fıkı kurulabilirdi. Bilgisayar dedik ya… İşte size bilgisayardan örnek:
1945 yılına gidelim. İkinci Dünya Savaşı’nın sonları. Pennsylvania Üniversitesi’nde, bir oda büyüklüğünde, 30 tonluk bir canavar inşa ediliyor: ENIAC. Dünyanın ilk elektronik bilgisayarı. Basın fotoğraflarına baktığınızda, makinenin önünde poz veren ciddi bakışlı erkek subaylar görürsünüz. Donanım, yani o devasa metal yığını, "erkek işi"dir. Güçlüdür, ağırdır.
❤️Peki, o makineyi "konuşturan" kimdi? O metale zeka üfleyen, balistik hesaplamaları kodlayan kimlerdi?
6 kadın.
Jean Jennings,
Marlyn Wescoff,
Ruth Lichterman,
Betty Snyder,
Frances Bilas ve
Kay McNulty.
Tarih onlara "ENIAC Kızları" dedi. Ama o dönem onlara "programcı" denmedi. Yaptıkları işe "kodlama" denmedi. "Sekreterlik işi" dendi.
Hatta bir generalin şu sözü kayıtlara geçti: "Donanımı kurmak mühendisliktir, yazılımı yapmak ise sadece verileri girmektir, bir nevi dikiş dikmek gibi dedi
İroni şudur ki; o "dikiş dikmek" dedikleri şey, modern yazılım mühendisliğinin ta kendisiydi. Bugün Silikon Vadisi'nin temelleri, o kadınların "önemsiz" görülen parmak uçlarında yükseldi.
Bir başka örneğe bakalım: Hedy Lamarr. Çoğunuz onu Hollywood’un "dünyanın en güzel kadını" unvanlı yıldızı olarak tanırsınız. Ama Hedy, geceleri partilere gitmek yerine evindeki laboratuvarında çalışırdı. İkinci Dünya Savaşı sırasında, müttefik torpidolarının düşman tarafından frekanslarının karıştırılmasını önlemek için "Frekans Atlamalı Yayılma Spektrumu"nu icat etti.
Bu savaşta kalmış bir icat değil. Artık hepimizi ilgilendiriyor…
Bugün bu salondaki herkesin telefonu WiFi, Bluetooth veya GPS ile birbirine bağlıysa, bunu o Hollywood yıldızının "hobi" olarak yaptığı icada borçluyuz. Hedy Lamarr, güzelliğiyle takdir edildi ama zekasıyla ancak öldükten sonra onurlandırıldı.
Peki, ne oldu da bu öncülerden bugüne geldik? İstatistikler kalbinizi kırabilir. 1984 yılında ABD’de bilgisayar bilimleri mezunlarının %37’si kadındı. Fena bir oran değil. Bugün? Bu oran %18’lere düştü.
Neden geri gittik? Çünkü 80’lerde kişisel bilgisayarlar pazarlanırken devasa bir hata yapıldı. Reklamlar, bilgisayarları "erkek çocukların oyuncağı" olarak konumlandırdı. Filmler, "dahi çocuk" (boy genius) arketipini yarattı. Teknoloji kültürü, garajlarda kod yazan antisosyal erkek kulüplerine dönüştü. Bu, kadınları sadece sektörden değil, hayallerinden de itti.
Oysa veriler, bu dışlanmanın bedelinin ne kadar ağır olduğunu gösteriyor. Harvard Business Review’da yayınlanan bir araştırma, cinsiyet çeşitliliği yüksek ekiplerin, homojen ekiplere göre radikal inovasyon yapma olasılığının çok daha yüksek olduğunu kanıtladı. McKinsey raporları, yönetim kurulunda cinsiyet dengesi olan teknoloji şirketlerinin karlılığının %21 daha yüksek olduğunu söylüyor.
Yani, kadınları teknoloji üretiminden dışlamak sadece etik bir sorun değil; aynı zamanda aptalca bir ekonomik karardır. Trilyon dolarlık bir masada para bırakmaktır.
2- Gelelim ikinci evrene. Teknolojiyi kullanan kadınlar. Yani dönüştürücü güce..
Burada "kullanıcı" kelimesi pasif tınlayabilir. Ama yanılmayın. Doğru teknoloji bir kadının eline geçtiğinde, o sadece bir araç olmaz; bir kalkana, bir bankaya, bir okula dönüşür.
Size Ida Tin’den bahsetmek istiyorum. "FemTech" kavramının yaratıcısı. Yıllarca teknoloji sektörü, kadın sağlığını "niş" bir pazar olarak gördü. Dünya nüfusunun %50'sinin yaşadığı menstrüasyon, doğurganlık, menopoz gibi süreçler, Silikon Vadisi'ndeki yatırımcılar için "fazla karmaşık" veya "konuşulması utanç verici" konulardı. Ida Tin, Clue uygulamasını kurduğunda sadece bir takvim yapmadı; kadınlara kendi bedenlerinin verisine sahip olma gücünü verdi. Bugün FemTech pazarı 2025 yılı itibarıyla 50 milyar dolarlık bir dev haline geliyor. Bu, "niş" değil, bu bir ihtiyaç devrimidir.
Biraz daha doğuya, Hindistan kırsalına gidelim. UNESCO verilerine göre, dijital uçurumun en derin olduğu yerlerden biri. Ancak orada, Paytm ve PhonePe gibi dijital cüzdanlar sayesinde sessiz bir devrim yaşanıyor. Daha önce kocalarından veya babalarından izinsiz banka hesabı açamayan milyonlarca kadın, artık cep telefonları üzerinden kendi paralarını yönetiyor, mikrokredi alıyor ve kendi işlerini kuruyor. Tek bir uygulama, yüzyıllık ataerkil finansal bariyerleri yıkabiliyor.
Fakat bu evren de toz pembe değil.
Teknoloji, kadınlar için bir özgürleşme alanı olduğu kadar, yeni bir tehdit alanı da oldu. "Dijital Şiddet" diye bir kavramla tanıştık.
Amnesty International'ın çarpıcı bir araştırması var: Kadın gazeteciler ve politikacılar, sosyal medyada erkek meslektaşlarına kıyasla 27 kat daha fazla tacize uğruyor.
Daha korkuncu, teknolojinin silah olarak kullanılması. Apple, "AirTag"leri anahtarlarımızı bulalım diye üretti. Ama bu cihazlar, eski partnerler tarafından kadınları takip etmek için kullanılan bir "stalking" (ısrarlı takip) cihazına dönüştü. Tasarım aşamasında o odada "Peki ya bu cihaz kötü niyetli birinin eline geçerse?" diye soracak bir kadın bakış açısı belki de eksikti. Ya da yeterince yüksek sesle konuşamamıştı.
Ve "Deepfake" teknolojisi... Yapay zeka ile yüz değiştirme. Şu an internetteki deepfake videolarının %96'sı, kadınların rızası olmadan oluşturulan pornografik içeriklerdir. Teknoloji, bir kadının imajını çalmak ve onu rızası dışında bir nesneye dönüştürmek için kullanılıyor. Bu, teknolojiyi kullanan kadınların karşılaştığı en büyük varoluşsal tehditlerden biridir.
3- Gelelim üçüncü evrene Teknolojiden etkilenen kadınları
Burada görünmez veriler var…
Ve burası en tehlikeli evren: Biz farkında olmadan bizi şekillendiren algoritmalara dikkat çekmek istiyorum...
Caroline Criado Perez, "Görünmez Kadınlar" adlı kitabında harika bir şey söyler: "Veri boşluğu, sessizdir ama ölümcüldür.”…
Ne demek istiyor?
MIT Media Lab'dan araştırmacı Joy Buolamwini'nin hikayesini duymuşsunuzdur. Joy, siyah bir kadın. Bir gün yüz tanıma yazılımıyla bir proje yaparken, yazılımın yüzünü algılamadığını fark eder. Ancak yüzüne beyaz bir maske taktığında sistem çalışır.
Bu bir fıkra değil. Bu, veri setlerinin nasıl eğitildiğinin kanıtı. Joy araştırıyor ve görüyor ki, dünyanın önde gelen şirketlerinin yüz tanıma algoritmaları, "beyaz erkek" yüzleriyle eğitilmiş. Beyaz erkeklerde hata payı %1 iken, koyu tenli kadınlarda bu oran %35’e çıkıyor.
Diyeceksiniz ki tanımaması daha iyi… Tam öyle değil.
Bu neden önemli? Çünkü bu algoritmalar sadece Snapchat filtrelerinde kullanılmıyor. İşe alımlarda, kredi başvurularında, hatta suçlu tespitinde kullanılıyor.
2015 yılında Amazon, özgeçmişleri taramak için bir yapay zeka geliştirdi. Amaç, en iyi yetenekleri bulmaktı. Bir yıl sonra projeyi sessizce iptal ettiler. Neden? Çünkü yapay zeka, kadın adayları sistematik olarak eliyordu. Özgeçmişinde "kadın" kelimesi geçen (örneğin "Kadın Satranç Kulübü Kaptanı") herkesin puanını düşürüyordu. Çünkü yapay zeka, Amazon’un son 10 yıldaki işe alım verilerine bakarak şunu öğrenmişti: "Başarılı mühendisler genellikle erkektir. O halde erkek olmayanları ele."
Geçmişin önyargılarını, "tarafsız" sandığımız makinelere kodluyoruz. Ve eğer müdahale etmezsek, yapay zeka cinsiyetçiliği sonsuza dek mühürleyecek.
Sesli asistanlara geri dönelim. Siri, Alexa, Cortana... Neden varsayılan sesleri hep kadındır? Ve neden bu kadar uysaldırlar? Birleşmiş Milletler'in "Tuşlara Sıkışmış" raporu, bu asistanların kadınlara yönelik itaatkar stereotipleri pekiştirdiğini vurguluyor. Asistanlara hakaret ettiğinizde bile nazikçe "Anlayamadım" diyorlar. Milyarlarca insana, özellikle de çocuklara, kadın sesli bir varlığa emir vermeyi ve karşılığında itaat görmeyi öğretiyoruz. Bu masum bir tasarım tercihi değildir; bu bir kültür inşasıdır…algı yönetimi.
Karamsar bir tablo çizdim, farkındayım. Ama konuşmamın başında dediğim gibi, bu üç evren kesiştiğinde sihir gerçekleşir.
Ve o sihir şu an gerçekleşiyor.
Müjde şu: Kadınlar artık sadece "sekreter" değil, sadece "kullanıcı" değil. Artık masayı devirip yeniden kuruyorlar.
Reshma Saujani, "Kızlarımıza mükemmel olmayı değil, cesur olmayı öğretmeliyiz" diyerek Girls Who Code hareketini başlattı. Bugün 500.000'den fazla genç kız, kod yazmanın modern dünyanın süper gücü olduğunu biliyor. Yapay zeka sonrası da artık prompt yani istem girmesini öğrenmeliyiz ve bunu ısrarla yapmalıyız.
Yatırım dünyasında değişim var.
Evet, hala risk sermayesi (VC) fonlarının sadece %2.3'ü kadın kuruculara gidiyor. Bu utanç verici bir oran. Ama Bumble'ın kurucusu Whitney Wolfe Herd gibi örnekler, kadınların yönettiği teknoloji şirketlerinin milyar dolarlık değerlemelere ulaşabileceğini (IPO) kanıtlıyor. Bumble, sadece bir flört uygulaması değil; "ilk adımı kadının attığı" bir algoritma ile sosyal normları değiştiren bir teknoloji ürünü.
Ve biyoteknoloji... Jennifer Doudna ve Emmanuelle Charpentier. Herhalde, Türkiye’de bu iki kadının hikayesini kapsamlı şekilde ilk ben yazdım. CRISPR teknolojisi ile genetiğin makasını icat ettiler ve Nobel Kimya Ödülü'nü kazandılar. Genetik hastalıkların yani kanser, alzheimer, hiv gibi hastalıkların tedavisi konusunda son beş yılda çok büyük yol alındı. Sadece hastalık tedavisinde değil, tarım ve hayvancılıkta ile çevrecilikte de bu gen düzenlemeleri büyük bir değişime neden olacak. Hayallerinizin ötesinde bir değişimden bahsediyorum… Onlar, yazılımın sadece silikonla değil, DNA ile de yazılabileceğini gösterdiler.
Joy Buolamwini, kurduğu "Algorithmic Justice League" (Algoritmik Adalet Ligi) ile teknoloji devlerine diz çöktürdü. Onun araştırmaları sayesinde IBM, Amazon ve Microsoft yüz tanıma teknolojisi satışlarını askıya aldı veya politikalarını değiştirdi. Tek bir siyahi kadının inadı, milyar dolarlık şirketlerin rotasını değiştirdi.
Ada Lovelace 1852'de öldüğünde henüz 36 yaşındaydı. Son sözlerinden biri şuydu: "Benim beynim, ölümlü bir bedene sığmayacak kadar büyük." Günlüğü okuyunuz.
Haklıydı. Vizyonu bir asır boyunca tozlu raflarda kaldı. Ama bugün, yapay zekanın şiir yazdığı, hastalıkları teşhis ettiği bir dünyada, Ada bizimle konuşuyor.
Ancak şimdi çok daha kritik bir dönemeçteyiz. Yapay Zeka çağına giriyoruz. Ve bu çağın kurallarını kimin koyacağı henüz kesinleşmedi.
Sizden tek bir ricam var. Bu salonu terk ettiğinizde, teknolojiyi sadece tüketen pasif izleyiciler olmayın.
Bir dahaki sefer ChatGPT'ye bir soru sorduğunuzda, bir yüz filtresi kullandığınızda veya akıllı evinize bir komut verdiğinizde durun ve sorun:
"Bu algoritmayı kim eğitti? Hangi verilerle beslendi? Bu tasarım masasında kimin sesi eksik?"
Çünkü teknolojinin gerçek geleceği, sadece daha hızlı işlemciler veya uçan arabalar değildir.
Teknolojinin geleceği; insanlığın sadece yarısının değil, tamamının zekasının, deneyiminin ve şefkatinin kodlara yansıdığı bir dünyadır.
Görünmeyen yüzleri görünür kılalım.
Sessinizin duyulmasını sağlayan sesleri açalım.
Çünkü ancak o zaman gördüğümüz gelecek, gerçekten hepimizin geleceği olacak.
Teşekkür ederim.
Yorumlar
Kalan Karakter: