Boşanma ve velayet davalarında en büyük zararı çoğu zaman dava değil, çocuğun taraf olmaya zorlanması verir. Anne ve baba arasındaki ilişkinin mahkemeye taşınması, boşanma veya velayet sürecinin başlaması çocuk için zaten başlı başına önemli bir stres kaynağıdır. Ancak bilimsel çalışmalar, çocukların en çok boşanmanın kendisinden değil; ebeveynler arasındaki uzun süreli çatışmadan ve bu çatışmanın içine çekilmelerinden zarar gördüğünü göstermektedir.
Çocuğun, ebeveynlerden birinin yanında saf tutmaya zorlanması; diğer ebeveyn hakkında olumsuz ifadeler dinlemesi; mesaj taşıyıcısı olarak kullanılması; mahkemede ne söylemesi gerektiğinin öğretilmesi veya "Kiminle yaşamak istiyorsun?" sorusuna duygusal baskı altında cevap vermeye zorlanması, çocuk açısından ağır bir psikolojik yük oluşturur.
Çocuk İçin Anne ve Baba Kimliğin Temel Yapı Taşlarıdır
Çocuk için anne ve baba yalnızca bakım veren kişiler değildir; aynı zamanda kimliğinin temel yapı taşlarıdır. Genetik, duygusal ve sosyal açıdan çocuk kendisini her iki ebeveyninin devamı olarak algılar. Bu nedenle "Baban kötü biri", "Annen seni sevmiyor", "Baban yüzünden hayatımız mahvoldu" gibi tekrar eden mesajlar, çocuk tarafından çoğu zaman bilinçdışı düzeyde "Benim bir yanım da kötü." şeklinde algılanabilir. Bu, yalnızca diğer ebeveynle ilişkisini değil, çocuğun benlik saygısını ve kimlik gelişimini de zedeleyebilir.
Sadakat Çatışması ve Psikolojik Yük
Bu süreçte çocuk psikolojide "sadakat çatışması (loyalty conflict)" olarak tanımlanan durumun içine girer. Bir ebeveyni sevdiğinde diğerine ihanet etmiş gibi hissedebilir; bir ebeveynin yanında mutlu olduğunu gösterdiğinde diğerini üzeceğinden korkabilir. Sonuçta çocuk, kendi duygularını özgürce yaşayamaz; sürekli hangi davranışının kimi inciteceğini hesaplamaya başlar. Çocuk için güvenli olması gereken aile ortamı, sürekli tetikte olması gereken bir ortama dönüşebilir.
Nörobilimsel Etkiler ve Stres Yönetimi
Nörobilim araştırmaları, bu tür kronik kişilerarası stresin beynin stres yanıt sistemi olan hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) eksenini sürekli aktive edebileceğini göstermektedir. Uzun süre yüksek seyreden stres hormonları, gelişmekte olan beyinde özellikle amigdala, hipokampus ve prefrontal korteks gibi bölgelerin gelişimini ve işlevini etkileyebilir. Bu durum çocukta kaygı düzeyinin artmasına, tehdit algısının yükselmesine, dikkat ve öğrenme güçlüklerine, duygu düzenleme sorunlarına ve dürtü kontrolünde zorluklara katkıda bulunabilir.
Mahkeme Süreçlerinde Çocukların Kullanılması
Mahkemelik süreçlerde çocukların tanık gibi kullanılmaları da ayrıca sakıncalıdır. Çocuklar, ebeveynlerini memnun etmek için gerçek düşüncelerini ifade etmek yerine, baskı gördükleri veya daha çok bağlandıkları ebeveynin beklentilerine uygun cevaplar verebilirler. Bu nedenle çocukların ifadeleri, gelişim düzeyleri ve içinde bulundukları aile dinamikleri dikkate alınarak, alanında uzman ruh sağlığı profesyonelleri tarafından değerlendirilmelidir.
Uzun Vadeli Riskler
Uzun vadede, ebeveyn çatışmasına sürekli maruz kalan çocuklarda depresyon, anksiyete bozuklukları, düşük benlik saygısı, kişilerarası güven sorunları, romantik ilişkilerde bağlanma güçlükleri ve hatta kendi ebeveynlik rollerinde zorluk yaşama riskinin arttığı gösterilmiştir. Bazı çocuklar dışa vurumcu davranışlar sergilerken (öfke, saldırganlık, okul sorunları), bazıları ise duygularını bastırarak sessizce kaygı ve depresyon geliştirebilir.
Her İki Ebeveyni de Sevme Hakkı
Önemli olan, çocuğun ebeveynlerden hangisini daha çok sevdiği değil; her iki ebeveyni de sevme hakkını özgürce yaşayabilmesidir. Çocuğun bir ebeveyni sevmesi, diğerine ihanet ettiği anlamına gelmez. Çocukların böyle bir seçim yapmak zorunda bırakılması, gelişimsel olarak taşıyamayacakları bir yük yüklemek anlamına gelir.
Erişkinlikte Ebeveyn Suçlaması ve Bilimsel Yaklaşım
Çocuklukta bir ebeveyne karşı olumsuz biçimde koşullandırılan bir birey, erişkin olduğunda da anne veya babasını haksız yere suçlamaya devam ediyorsa, bunu yalnızca "Artık erişkin; bu onun kendi seçimidir." diyerek açıklamak bilimsel olarak doğru mudur? Evet, erişkin birey kendi kararlarından hukuken ve ahlaken sorumludur. Ancak bu durum, çocuklukta yaşadığı deneyimlerin ve maruz kaldığı psikolojik etkilerin artık önemini yitirdiği anlamına gelmez.
Sonuç Olarak
Çocuklukta sistematik olarak bir ebeveynin kötülenmesi, erişkinlikte de devam edebilecek güçlü ve kalıcı algılar oluşturabilir. Ancak erişkinlikte birey, bu algıları sorgulama ve kendi bağımsız değerlendirmesini oluşturma sorumluluğunu da taşır. Dolayısıyla "Artık erişkin, ne düşünüyorsa tamamen kendi kararıdır." demek bilimsel olarak eksik bir yaklaşımdır.
Kaynaklar:
Bowlby J. Attachment and Loss. Vol. 1: Attachment. 2nd ed. Basic Books; 1982.
Shonkoff JP, Garner AS, et al. The Lifelong Effects of Early Childhood Adversity and Toxic Stress. Pediatrics. 2012;129–e246.
Teicher MH, Samson JA. Annual Research Review: Enduring Neurobiological Effects of Childhood Abuse and Neglect. Journal of Child Psychology and Psychiatry. 2016;57(3):241–266.
Harman JE, Kruk E, Hines DA. Parental Alienating Behaviors: An Unacknowledged Form of Family Violence.Psychological Bulletin. 2022;148(1–2):1–31.
Kelly JB, Emery RE. Children's Adjustment Following Divorce: Risk and Resilience Perspectives. Family Relations. 2003;52:352–362.
Yorumlar
Kalan Karakter: