Bu yazı; Kıbrıs’ta çatışmaların gölcesinde hayatını kaybeden bütün masum sivillerin aziz hatırasına, özellikle vahşice katledilerek toplu mezarlara gömülmüş Kıbrıs Türklerine ithaf edilmiştir. Çünkü acının dili, dini ve milliyeti yoktur.
Milletlerin hafızası vardır. İnsan ömrü birkaç on yılla sınırlıdır; fakat milletlerin hafızası, yüzyılları aşan bir emanettir. İşte bu yüzden bazı coğrafyalar yalnızca toprak değildir. Onlar; geçmişin hatırasını, bugünün sorumluluğunu ve yarının umudunu birlikte taşırlar. Kıbrıs da böyledir.
Akdeniz’in ortasında yükselen bu kadim ada, haritalarda küçük görünebilir; ancak tarih boyunca büyük mücadelelere sahne olmuştur. Burada yalnızca devletler karşı karşıya gelmemiş, aynı zamanda umutlar, korkular, dostluklar ve acılar da aynı toprağa kök salmıştır.
Kıbrıs’ın tarihini yalnızca son yarım asra sıkıştırmak, hakikatin büyük bölümünü görmezden gelmektir. Bu ada, binlerce yıllık geçmişi boyunca farklı medeniyetlerin yönetiminde kalmış; hiçbir dönemde tek bir siyasi kimliğin değişmez mülkü olmamıştır.
Türk Varlığının Asli Unsurları
1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu, adayı dönemin hâkim gücü olan Venedik Cumhuriyeti’nden fethettiğinde yalnızca bir yönetim değişikliği yaşanmadı. Ardından kurulan vakıflar, inşa edilen eserler, geliştirilen şehirler ve Anadolu’dan gelen ailelerle Kıbrıs’ın sosyal dokusunda yeni bir dönem başladı. Türk varlığı, o günden sonra adanın ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Bu nedenle Kıbrıs Türklerini bu topraklarda geçici ya da sonradan ortaya çıkmış bir unsur gibi göstermek, tarihî gerçeklerle bağdaşmaz.
Tarih İnsan Hikâyeleridir
Tarih, aynı zamanda insan hikâyeleridir. Kıbrıs’ın yakın geçmişi ise ne yazık ki acılarla doludur. 1960’lı yıllarda artan Rumların tek taraflı toplumlar arası çatışmaları, Türk toplumunun hafızasında derin yaralar açtı. Kıbrıs Türk toplumunun yaşadığı saldırılar, kuşatmalar, zorunlu göçler ve sivil kayıplar, uğratıldığı masum sivil katliamları; adanın unutulmaması gereken acı gerçekleri arasında yer almaktadır.
Bu Rum çeteleri ve Rumların organize saldırı ve vahşeti sonucu oluşan karşı saldırılar neticesinde, kazaren veya istemeden çatışmalarda hayatını kaybeden Rum sivillerin acıları da bu tarihin bir parçasıdır. İki farklı milletin askerlerinin çatışmalarında verilen iki tarafın insan kaybından ziyade Masum Türk sivillerin vahşice katledilerek toplu mezarlara gömülmeleri sonunda oluşan insanların acısını görmezden gelmek, onları ikinci kez sessizliğe mahkûm etmektir.
Barışın Temeli Adalet ve Güvendir
1974 yılı Barış Harekatı, Kıbrıs Türkleri açısından yalnızca bir tarih değildir. Pek çok Kıbrıs Türkü için o yıl, varlıklarını ve güvenliklerini koruyabildikleri tarihî bir dönüm noktasıdır. Bugün yeniden çözüm planları konuşuluyor. Ancak kalıcı barış, yalnızca imzalanan metinlerle kurulmaz. Barış; insanların kendilerini güvende hissettiği, haklarının korunduğuna inandığı ve geleceğe korkmadan bakabildiği bir düzenle mümkündür.
Bu nedenle Kıbrıs Türk halkının can güvenliği, siyasi eşitliği ve kendi geleceği üzerindeki söz hakkı, herhangi bir diplomatik pazarlığın konusu hâline getirilmemelidir. Aynı şekilde, adada yaşayan her iki toplumun da meşru güvenlik kaygıları ve insan onuru gözetilmeden kurulacak bir düzenin kalıcı olması beklenemez.
Hafızası Olan Milletler Geleceğini İnşa Eder
Bize düşen görev; tarihten ders çıkararak, hakikati çarpıtmadan, masumların hatırasına saygı göstererek ve yeni nesillere barışın ancak adalet ve güven üzerine yükselebileceğini anlatmaktır. Hafızasını kaybeden milletler, geleceğini başkalarının kalemine teslim eder. Geçmişinden ders çıkaran milletler ise geleceğini kendi iradesiyle inşa eder.
Dileğimiz; hiçbir annenin yeniden evladını toprağa vermediği, hiçbir çocuğun savaş korkusuyla büyümediği, hiçbir toplumun kimliğinden dolayı endişe duymadığı bir Kıbrıs’tır. O emaneti korumanın yolu ise; geçmişi unutmadan, hakikatten ayrılmadan ve adaletten vazgeçmeden geleceğe yürüyebilmektir.
Yorumlar
Kalan Karakter: