Türkiye’de yaşananları hâlâ “ekonomik kriz” diye adlandırmak, gerçeği eksik okumaktır. Ortada ani bir çöküş değil, bilinçli tercihlerle sürdürülen bir düzen vardır.
Yıllarca her zam “dolar yükseliyor” denilerek meşrulaştırıldı. Oysa doların durduğu, hatta gerilediği dönemlerde bile fiyatlar geri gelmedi. Çünkü sorun kur değil; algı yönetimidir.
Kriz söylemi, toplumları yönetmenin en ucuz ama en etkili yoludur. Sürekli geçim derdiyle boğuşan birey sorgulamaz. Yarını düşünemeyen toplum, bugüne razı edilir. Bu yüzden kriz, ekonomik bir sonuç değil; siyasal bir araçtır.
Asıl mesele ekonomiden çok sosyal dönüşümdür. Orta sınıf sistemli biçimde eritilirken, yoksulluk geçici değil kalıcı hâle getiriliyor. Bu bir başarısızlık değil, tercih meselesidir. Çünkü yoksulluk yönetilebilir; refah ise talep üretir.
Bugün Türkiye’de ekonomi;
üretimi büyütmek için değil,
toplumu idare etmek için işletiliyor.
Bu yüzden sorulması gereken soru şudur:
“Ekonomik kriz var mı?” değil,
“Bu düzen kimin işine yarıyor?”
Cevap bulunduğunda, geriye söylenecek fazla söz kalmaz.
Yorumlar
Kalan Karakter: