Etrafımız Ateş Çemberi, Dördüncü Dünya Savaşı Böyle mi Başlar?
Ortadoğu yine bir eşikte.
İran – İsrail – ABD hattında yükselen gerilim artık münferit saldırılarla açıklanamayacak bir noktada.
Gazze’de aylar süren yıkım ve ağır sivil kayıplar…
Lübnan sınırında tırmanan çatışmalar…
Suriye’deki hava operasyonları…
İran hedeflerine yönelik doğrudan ya da dolaylı saldırılar…
Bölge fiilen düşük yoğunluklu bir savaş atmosferinde.
İsrail yönetimi operasyonlarını güvenlik gerekçesiyle savunuyor. Ancak özellikle Gazze’deki sivil kayıplar ve altyapı yıkımı uluslararası kamuoyunda ciddi eleştiriler doğurdu. Washington’un verdiği açık destek ise bu krizi yalnızca bölgesel değil, küresel güç rekabetinin bir parçası haline getirdi.
Meselenin daha derin bir katmanı var.
Yıllardır İran’ın nükleer kapasitesini sınırlamaya yönelik yaptırımlar, siber operasyonlar, sabotaj iddiaları ve üst düzey isimlere yönelik suikastlar konuşuluyor. Tahran bunu rejimi zayıflatmaya dönük sistematik bir strateji olarak okuyor. İsrail ise bunu önleyici savunma doktrini çerçevesinde değerlendiriyor.
Buradaki temel gerilim şudur:
Amaç yalnızca nükleer silahı engellemek mi, yoksa İran’ı bölgesel bir güç olmaktan çıkarıp daha kırılgan bir yapıya dönüştürmek mi?
Güç dengesiyle oynanan her hamle yeni bir kırılganlık üretir.
Aşırı zayıflatılmış bir İran istikrar getirmeyebilir; tam tersine vekâlet savaşlarını ve bölgesel boşlukları artırabilir.
Peki bu tablo küresel bir savaşa dönüşür mü?
Bugün için doğrudan bir dünya savaşı ihtimali düşük görünüyor. Büyük güçler topyekûn çatışmanın maliyetini biliyor. Nükleer caydırıcılık hâlâ en güçlü fren mekanizması. Küresel ekonomi böyle bir yangını kaldırabilecek durumda değil.
Ama risk sıfır değil.
Yanlış bir hesaplama, kontrolsüz bir misilleme zinciri veya doğrudan devletler arası geniş çaplı bir çatışma; bloklaşmayı hızlandırabilir. Dünya savaşları bazen aniden değil, yıllarca süren “alıştırılmış gerilimlerin” birikmesiyle başlar.
Belki de asıl tehlike şudur:
Gerilim normalleşir.
Sert dil sıradanlaşır.
Saldırılar kanıksanır.
Ve bir sabah, kimse tam olarak ne zaman başladığını hatırlamaz.
Türkiye açısından mesele nettir. Enerji güvenliği, ticaret yolları, göç baskısı ve sınır istikrarı bu hattın doğrudan içindedir. Bu nedenle Türkiye’nin çıkarı; bir cepheye eklemlenmek değil, denge kurmak ve gerilimi düşüren diplomatik bir aklı savunmaktır.
Eğer bir gün “Dördüncü Dünya Savaşı” diye anılacak bir dönem başlayacaksa, bu tek bir füzenin değil; yıllarca biriken hesaplaşmaların sonucu olacaktır.
Ve tarih bize şunu öğretir:
Savaş bir gecede çıkmaz.
Önce zihinlerde başlar.
Adnan Fişenk yazdı:
“Büyük savaşlar önce haritalarda değil, zihinlerde başlar; haritalar sadece gecikmiş sonuçtur.”
Yorumlar
Kalan Karakter: