Bölgemizde olup bitenler yıllardır kimlikler üzerinden anlatılıyor.
Türk, Kürt, Arap, Acem deniliyor.
Oysa bu tartışmalar, asıl meseleyi görünmez kılmaktan başka bir işe yaramıyor.
Çünkü mesele kimlik değil, bu coğrafyanın “Zengin Yeraltı ve Yer Üstü Doğal Kaynaklar Meselesidir.”
Doğu Akdeniz’den Kuzey Suriye’ye, Kuzey Irak’tan Azerbaycan ve Hazar Denizi’ne uzanan coğrafya; çok zengin Petrol, Doğalgaz, Su ve Tarım-Hayvancılık bakımından dünyanın en stratejik coğrafyalarından biridir.
Bu nedenle bu coğrafya da bilinçli yaşatılan savaşları, çıkarılan krizleri ve “Çözüm” arayışlarını yalnızca bu coğrafyada ki ülkelerin iç siyasi dinamikleri ile açıklamak mümkün değildir.
Libya ve Irak bunun en net örneğidir. Yıllar süren Irak-İran’ın savaştırılması ile zayıflatılan bu iki ülke, sonunda enerji dengeleri için dış müdahalelerle yeniden şekillendirilen bir alana dönüştü. Kuzey Irak’ta ortaya çıkan yapı da etnik taleplerden ziyade enerji politikalarının bir sonucudur.
Suriye’de yaşananlar da benzer şekilde okunmalıdır. Rejim tartışmalarının ötesinde, özellikle ülkenin kuzeyindeki enerji sahaları ve verimli tarım alanları uluslararası aktörlerin yoğun ilgisini çekmektedir. Bugün gündeme gelen birçok siyasi formülün arka planında bu sahaların güvenliği vardır.
Bunu SDG terör örgütü ile bölge insanının ırksal ve dinsel duygularını sömürerek Kürt kökenli SDG, YPG, PKK, DEAŞ gibi terörüze ettikleri terör örgütlerini kullanarak ve onlara her türlü desteği sağlarak bu coğrafya insanlarının kendi elleri ile yaptırmaktadırlar.
Doğu Akdeniz’de Kıbrıs merkezli gelişmeler de bu çerçevenin yani zengin yeraltı kaynaklarına küresellerin erişme emellerinin tezahürüdür.
Küresel güç İsrail, GKRY, Yunanistan ve en son olarak da Ermenistan ittifakını yaratarak bu coğrafyada tehlike çanlarını çaldırmaktadır.
Avrupa’nın yükselen enerji ihtiyacı, bölgedeki doğalgazı daha da stratejik hale getirmiştir.
Kıbrıs Türk kesimini ortadan kaldıracak “Birleşik Kıbrıs” söylemi ile “Türk” ismini ortadan kaldırtarak tüm Kıbrıs da yaşayanlar için Kıbrıs vatandaşı ismi dahil olmak üzere pek çok diplomatik atraksiyon tuzakları, bu enerji denklemiyle yakından ilişkilidir.
Gazze ise hukuki olarak ciddi enerji haklarına sahip olmasına rağmen ağır bir insani krizle karşı karşıyadır. İnsan hakları söylemleriyle enerji çıkarları arasındaki çelişki, burada tüm açıklığıyla görülmektedir.
Aslında yeraltı kaynakları zengini olan Filistin sefalet içinde yaşatılmaktadır.
Azerbaycan ve Hazar Denizi hattı küresel enerji güvenliğinin önemli parçalarından biridir. Türkiye ise hem enerji hem de su kaynaklarıyla bu büyük denklemin merkezinde yer almaktadır.
Bu yüzden bölgede kurulan hiçbir masa, atılan hiçbir adım rastlantı değildir.
Enerji politikaları, sadece ekonomik değil; siyasi ve toplumsal sonuçlar da doğurur.
Gerçek şu ki;
mesele ne kimliktir,
ne mezheptir,
ne dini inançtır,
ne de sınır tartışmasıdır.
Mesele, bu coğrafyanın yer altı ve yer üstü zenginliklerinin kim tarafından kontrol edileceği meselesidir.
Bu gerçeği görmeden yapılan her tartışma, bizi asıl sorudan uzaklaştırır.
Ve asıl sorudan uzaklaşan her toplum, bir gün kendi toprağının müşterisi olur.
Aynı İsrail ile 35 milyar dolar doğalgaz alımı anlaşması yapan Mısır’a aslında kendi kaynaklarının satılması gibi …

Yorumlar
Kalan Karakter: