Yönetim Kurulu Üyesi olduğum Uluslararası Basın Konfederasyonu olarak Çanakkale’de gerçekleştirdiğimiz Marmara Çalıştayı, Türk basınının sorunlarını bir kez daha görünür kıldı.
Ancak bu tür toplantılar yalnızca tespit üretmekle sınırlı kalmamalıdır;
Asıl mesele, bu tür etkinliklerde doğru ile yanlışın, çözüm ile riskin ayrımını yapabilmektir.
Bugün tartışılan Medya Meslek Birliği ve Medya Meslek Yasası, ilk bakışta bir düzenleme ihtiyacına işaret etse de, beraberinde ciddi riskler taşımaktadır.
Bu yapıların belirli grupların kontrolüne girme ihtimali ve siyasi etkilerden tam anlamıyla arındırılamaması, en kritik endişelerden biridir.
Gazetecilik, doğası gereği özgürlük alanıdır.
Bu alanı düzenleme adı altında daraltmak, mesleği ruhsatla yapılan bir yapıya dönüştürme riskini doğurur.
Oysa gazetecilik izinle yapılan bir meslek değildir.
Bugün asıl sorulması gereken soru şudur:
Gazetecilik ile ilgili yapılar özgürlüğü mü artıracak, yoksa yeni bir denetim mekanizması mı oluşturacaktır?
Ekonomik Gerçekler:
Algı Değil, Açık Bir Mücadeledir.
Yerel basının ekonomik sorunlarını “algı” olarak nitelendirmek mümkün değildir. Bu, sahadaki gerçekliğin görmezden gelinmesidir.
Artan maliyetler, düşen gelirler ve adaletsiz kaynak dağıtımı, Anadolu basınını ciddi bir varoluş - yokoluş mücadelesine sürüklemektedir.
Ekonomik bağımsızlık olmadan editoryal bağımsızlıktan söz etmek mümkün değildir.
Kaynak dağıtımının; siyasi yakınlık ya da kurumsal aidiyet üzerinden değil, şeffaf ve denetlenebilir kriterlerle yapılması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Gazetecilik:
Unvan Değil, Eylemdir.
Dijital çağ, gazeteciliği kökten dönüştürmüştür. Artık gazetecilik yalnızca belirli kurumların tekelinde değildir.
Bu nedenle gazeteciliği yalnızca bir “unvan” olarak tanımlamak, çağın gerçeğiyle örtüşmez.
Gazetecilik;
Etik sorumluluk, Doğruluk ve Kamu yararı üzerine kurulu bir eylemdir.
Yurttaş veya vatandaş gazeteciliğini dışlayan her yaklaşım, aslında çağın gerisinde kalmış bir bakış açısını temsil eder.
İnternet Düzenlemeleri ve Özgürlük Dengesi :
İnternet yasaları, bilgi kirliliğiyle mücadele amacı taşımaktadır.
Ancak uygulamada, ifade özgürlüğü ile kurulan denge tartışmalıdır.
“Dezenformasyon” kavramının sınırlarının net olmaması, zaman zaman hakikat ile yorum arasındaki çizgiyi bulanıklaştırmaktadır.
Demokratik ülkelerde bu tür düzenlemeler; bağımsız denetim mekanizmalarıyla ve ifade özgürlüğünü koruyacak şekilde uygulanmaktadır.
Gelişmiş Demokrasiler bu konuda ne yapıyor?
Gelişmiş demokratik ülkelerde medya düzeni tek bir yapıya bağlı değildir.
Tam tersine, üçlü bir denge üzerine kuruludur:
• Devlet
• Meslek örgütleri
• Bağımsız medya yapıları
Bu sistemde kritik olan şey, tek bir tarafın mutlak güç haline gelmemesidir.
Ancak önemli bir fark daha vardır.
Bu ülkelerde sistem, şeffaflık ve denge üzerine kurulur; kontrol ve baskı üzerine değil.
Bizde ise tartışma çoğu zaman şu eksende dönüyor:
Denge nasıl sağlanır? yerine, kontrol kimde olur?
Buradaki temel soru şudur:
Türkiye’de bu denge gerçekten korunabiliyor mu?
Kırılma Noktası: Parçalanma mı, Birlik mi?
Türk medyası bugün kritik bir eşikte durmaktadır.
Ancak çözüm; yeni yapılar kurmak değil, mevcut yapıları güçlendirmek ve ortak bir irade oluşturabilmektir.
Parçalanmış bir yapı yerine, birlikte hareket eden güçlü bir medya yapısı daha sağlıklı bir gelecek sunacaktır.
Sonuç:
Özgürlük, Medyanın Temelidir
Basın özgürlüğü;
Ancak bağımsız, ekonomik olarak güçlü ve hukuki güvencelerle desteklenmiş bir ortamda mümkündür.
Özgürlük alanı daraldığında yalnızca gazeteciler değil, toplumun tamamı zarar görür.
Çünkü gazetecilik, toplumun gerçeğe ulaşma hakkının en önemli aracıdır.
Son söz nettir:
Özgürlüğü artırmayan hiçbir düzenleme gerçek bir reform değildir.
Basını güçlendirmeyen her adım, yeni bir sınırdır.
Avrupa Gazeteciler Derneği Başkanı
Adnan FİŞENK
Yorumlar
Kalan Karakter: