Türkiye bazen öyle tartışmaların içine giriyor ki mesele yalnızca bir bina, bir restorasyon çalışması ya da eğitim kurumu olmaktan çıkıyor. Konu doğrudan devletin egemenlik anlayışına, hukuk sistemine ve Cumhuriyetin temel prensiplerine kadar uzanıyor.
Heybeliada Ruhban Okulu meselesi bugün tam olarak böyle bir noktaya dönüşmüş durumda.
Son dönemde okulda yürütülen restorasyon çalışmaları ve Eylül ayında yeniden açılacağı yönündeki açıklamalar kamuoyunda yeni bir tartışma başlattı.
Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Atina’da yaptığı açıklamada “görkemli bir açılış” ifadesini kullanması ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in bunu “tarihi karar” olarak değerlendirmesi dikkat çekti. (Dünya Gazetesi)
Ancak Türkiye’de asıl tartışılan konu yalnızca okulun açılması değildir.
Tartışılan asıl mesele; bunun hangi hukuki statüyle gerçekleşeceği, devlet denetiminin nasıl uygulanacağı ve sürecin mevcut Türk hukuk sistemiyle tamamen uyumlu olup olmadığıdır.
Öncelikle şu gerçeğin net biçimde ortaya konulması gerekiyor:
Ruhban Okulu’nun faaliyetlerinin sona ermesi, yıllardır bazı çevrelerin iddia ettiği gibi doğrudan dini bir yasaklama sonucu ortaya çıkmış bir süreç değildir.
1971 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından alınan karar doğrultusunda özel yükseköğretim kurumlarının devlet denetimine bağlanması istendi.
O dönemde yalnızca Ruhban Okulu değil, farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda özel yüksekokul da aynı düzenlemenin kapsamına alındı.
Devletin yaklaşımı açıktı:
Yükseköğretim alanında faaliyet gösteren kurumlar kamu denetimine tabi olmalıydı.
İşte tartışmanın kırıldığı nokta da burada ortaya çıktı.
Patrikhane, okulun mevcut yapısıyla Türkiye de diğer öğretim veren okulların statüsüne yani Türk devletinin denetimine girmesini kabul etmedi ve öğrenci alımını durdurdu.
Bir nevi Türkiye Cumhuriyetini kabul etmedi anlamınında açığa çıktısı algısına neden oldu, Ardından okulun yüksek teoloji bölümü yani yüksek okulu kısmını kendi rızaları ile 1971 kapadı. Bir yıl sonrasıda yine kendi rızaları ile 1972 yılında lise kısmını öğretime kapattı.
Bugün ise aradan geçen yarım asırdan sonra mesele yeniden Türkiye’nin gündemine taşınıyor.
Üstelik artık yalnızca dini boyutuyla değil, uluslararası siyasi yönüyle de tartışılıyor.
Çünkü süreçle ilgili yapılan açıklamalarda kullanılan dil, bazı yabancı basın kuruluşlarının yaklaşımı ve Batılı siyasi çevrelerin konuya gösterdiği ilgi dikkat çekiyor. Özellikle okulun yeniden açılması tartışmasının zaman zaman “ekümenik” statü tartışmalarıyla birlikte (Vatikan Benzeri bir yapının oluşması) anılması Türkiye açısından hassasiyet oluşturuyor. (euronews)
Lozan sonrası Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşımı ise nettir.
Türkiye, Patrikhane’yi uluslararası siyasi bir otorite olarak değil; Türkiye’de yaşayan Rum Ortodoks cemaatinin dini kurumu olarak değerlendirmiştir.
Dolayısıyla bugün kamuoyunun cevabını merak ettiği temel soru şudur:
Ruhban Okulu hangi hukuki statüyle yeniden faaliyet gösterecek?
Eğer yalnızca lise düzeyinde eğitim verilecekse mesele farklıdır. Ancak yeniden bir teoloji eğitimi planlanıyorsa bunun hangi üniversite çatısı altında yürütüleceği, devlet denetiminin nasıl sağlanacağı ve hukuki zeminin nasıl oluşturulacağı doğal olarak tartışma konusu olacaktır.
Çünkü hukuk devletlerinde esas olan şey açıklık ve şeffaflıktır.
Bir başka dikkat çeken konu ise restorasyon ve inşaat sürecine ilişkin iddialardır.
Adalar bölgesinde belirli dönemlerde uygulanan inşaat kısıtlamalarına rağmen okul çevresindeki çalışmaların devam ettiği yönündeki tartışmalar kamuoyunda soru işaretleri yaratmaktadır.
Vatandaşın sorduğu soru ise oldukça nettir:
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına uygulanan kurallar herkes için aynı şekilde uygulanıyor mu?
Eğer ortada istisnai bir uygulama varsa bunun hukuki dayanağı kamuoyuna açık biçimde anlatılmalıdır.
Çünkü mesele artık yalnızca bir okul meselesi değildir.
Mesele; Türkiye’de hukukun eşit uygulanıp uygulanmadığı meselesidir.
Bugün toplumun önemli bir kısmı ne dini gerilim ne de uluslararası kriz istemektedir. İnsanların beklentisi; devlet kurumlarının şeffaf davranması, hukukun herkese eşit uygulanması ve Cumhuriyetin temel ilkeleri konusunda net olunmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti geçmişte birçok hassas tartışmayı hukuk zemini içinde yönetmeyi başarmış bir devlettir.
Bugün de toplumun beklentisi; kapalı kapılar ardında yürütülen süreçler değil, açık ve net bir hukuki çerçevedir.
Çünkü kamuoyunun rahatsız olduğu nokta yalnızca bir okulun açılması değildir.
Asıl mesele; hangi statünün kabul edildiği, hangi denetim mekanizmasının işletileceği ve devletin kendi hukukunu herkese eşit uygulayıp uygulamayacağıdır.
Bu nedenle Heybeliada Ruhban Okulu tartışması yalnızca dini bir mesele değil; aynı zamanda egemenlik, hukuk ve Cumhuriyetin temel ilkeleri açısından dikkatle takip edilmesi gereken siyasi bir konudur.
Yorumlar
Kalan Karakter: