Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs konusunda aldığı son karar, ne tarihî gerçeklerle ne de adalet duygusuyla bağdaşmaktadır. 1974 Barış Harekâtı’nı “işgal” olarak nitelendirmeye çalışan bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkının yaşadığı acıları görmezden gelen tek taraflı bir siyasi tutumdan ibarettir.
Bugün Avrupa Parlamentosu’nun rahat koltuklarında ahkâm kesenler, 1963’te başlayan Kanlı Noel saldırılarını, köyleri basılan, evleri yakılan, kadınları, çocukları katledilen Kıbrıs Türklerini hatırlamak istemiyor. O dönemde Kıbrıs Türk halkı yalnız bırakılmış, temel insan haklarından mahrum edilmiş, adeta adadan silinmek istenmiştir. Tarih, bu gerçekleri bütün çıplaklığıyla kaydetmiştir.
Türkiye ise 1974’te keyfî bir müdahalede bulunmamış, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanmıştır. Londra ve Zürih Antlaşmaları Türkiye’ye, Kıbrıs’ta anayasal düzenin bozulması ve Türk halkının güvenliğinin tehdit edilmesi hâlinde müdahale yetkisi vermiştir. Darbe ile adayı Yunanistan’a bağlama girişimi karşısında Türkiye’nin harekete geçmesi hem meşru hem de zorunlu bir adımdı.
Eğer Türkiye müdahale etmeseydi, bugün Kıbrıs Türklerinden söz etmek mümkün olmayabilirdi. Barış Harekâtı, bir halkın yok oluşunu engellemiş, Kıbrıs Türklerine güvenlik, özgürlük ve kendi geleceğini tayin etme hakkı kazandırmıştır. Bu nedenle harekât, Kıbrıs Türk halkı için bir işgal değil, bir Kurtuluş ve Barış hareketidir.
Avrupa Parlamentosu’nun aldığı kararın en büyük sorunu, Kıbrıs meselesini yalnızca Rum tarafının penceresinden değerlendirmesidir. Oysa adada iki halk vardır, iki ayrı demokratik irade vardır ve çözüm ancak bu gerçeğin kabulüyle mümkündür. Kıbrıs Türk halkının eşit egemenlik hakkını yok sayan hiçbir yaklaşım kalıcı barış üretemez.
Avrupa Parlamentosu önce kendi vicdanına şu soruyu sormalıdır: Yıllarca izolasyon altında bırakılan Kıbrıs Türklerine yönelik hangi adımı attınız? Rum tarafının uzlaşmaz tutumuna karşı hangi yaptırımı uyguladınız? 2004’te Annan Planı’na “evet” diyen Kıbrıs Türklerini ödüllendirmek yerine neden cezalandırdınız?
Gerçek şu ki, Avrupa Parlamentosu’nun bu kararı hukuki değil siyasidir. Tarihi çarpıtan, mağduru suçlayan ve Kıbrıs Türk halkının varlığını görmezden gelen bu karar, yok hükmündedir. KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın sert tepkisi de bu nedenle son derece haklıdır.
Kimse Türkiye’ye, Kıbrıs Türklerini koruduğu için hesap soramaz. Türkiye, dün olduğu gibi bugün de Kıbrıs Türk halkının güvenliğinin ve egemen eşitliğinin teminatıdır. Avrupa Parlamentosu’nun yapması gereken, tek taraflı kararlarla siyasi mesaj vermek değil, adadaki iki halkın haklarını eşit şekilde gören adil bir yaklaşım benimsemektir.
Kıbrıs konusunda unutulmaması gereken temel gerçek şudur: 1974’te Türkiye, saldırgan değil garantör olarak hareket etmiş; Kıbrıs Türk halkını katliamlardan kurtararak özgürlüğüne kavuşturmuştur. Tarihî gerçekleri ters yüz ederek bu hakikati değiştirmek mümkün değildir.
Avrupa Parlamentosu’nun kararları geçici olabilir; ancak Kıbrıs Türk halkının varlığı, mücadelesi ve özgürlüğü kalıcıdır.
Adnan Fişenk
Gazeteci – Yazar
Yorumlar
Kalan Karakter: