Batı Vergi Toplarken Türkiye Yatırımcı mı Topluyor?
İstanbul’da düzenlenen AlBaraka Forum’da, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi’nin özel davetiyle gerçekleştirilen kapalı oturumlarda dikkat çekici bir tabloya şahit oldum.
Cumhurbaşkanımızın katılımıyla gerçekleşen görüşmelerde konuşulanlar sadece ekonomi değildi.
Aslında konuşulan şey, önümüzdeki 20 yılın küresel sermaye haritasıydı.
Ve o haritada Türkiye giderek daha büyük bir yer kaplıyor.
Bu cümle bazılarına iddialı gelebilir.
Ancak salonda bulunan 70’i aşkın ülkeden yatırımcıların ilgisi bunun bir hayal olmadığını gösteriyordu.
Afrika’nın en büyük yatırım gruplarından temsilciler…
Körfez’in aile ofisleri…
Asya’nın teknoloji yatırımcıları…
Avrupa’nın fon yöneticileri…
Hepsinin ortak sorusu şuydu:
“Türkiye’ye nasıl yerleşebiliriz?”
“Türkiye’de nasıl şirket kurabiliriz?”
“Türkiye’den nasıl küresel operasyon yönetebiliriz?”
Bu sorular birkaç yıl önce sorulmuyordu.
Bugün ise yoğun biçimde soruluyor.
Çünkü dünya değişiyor.
Ve sermaye yön değiştiriyor.
Son elli yıl boyunca dünyanın en parlak beyinleri ve en büyük sermayesi Londra’ya, New York’a, Paris’e ve Frankfurt’a aktı.
Bugün ise aynı merkezler yatırımcıları giderek daha fazla vergi yüküyle karşı karşıya bırakıyor.
Yüksek gelir vergileri.
Servet vergileri.
Miras vergileri.
Dijital vergiler.
Karbon vergileri.
Yeni düzenlemeler.
Artan bürokrasi.
Sermaye artık sadece kâr peşinde değil.
Öngörülebilirlik ve hareket alanı arıyor.
Tam da bu noktada Türkiye yeni bir hikâye yazmaya başlıyor.
Kapalı oturumlarda en çok ilgi gören başlıklardan biri, Türkiye’nin uluslararası yatırımcıları ve yüksek nitelikli bireyleri çekmeye yönelik yeni yaklaşımıydı.
Özellikle sağlık, yapay zekâ, teknoloji, savunma sanayii, fintech ve İslami finans alanlarında Türkiye’nin sunduğu fırsatlar yoğun ilgi gördü.
Dünyanın birçok ülkesinde yaşlanan nüfus ekonomik büyümeyi aşağı çekerken Türkiye hâlâ genç, üretken ve dinamik bir insan kaynağına sahip.
Bu durum yatırımcıların gözünden kaçmıyor.
Bir başka dikkat çekici gerçek ise şuydu:
Türkiye’nin sağlık altyapısı artık yalnızca sağlık turizmi açısından değerlendirilmiyor.
Türkiye sağlık teknolojileri, uzun yaşam (longevity), biyoteknoloji ve yapay zekâ destekli sağlık sistemleri açısından da yatırımcıların radarına girmiş durumda.
Yapay zekâ çağında veri yeni petroldür.
Sağlık verisi ise yeni altındır.
Türkiye her iki alanda da ciddi avantajlara sahip.
Bu nedenle birçok yatırımcı artık Türkiye’yi sadece üretim üssü değil, inovasyon ve teknoloji üssü olarak da değerlendirmeye başladı.
En çarpıcı gözlemim şu oldu:
Yabancı yatırımcılar Türkiye’nin geleceğine, birçok Türk’ten çok daha fazla inanıyor.
Biz enflasyonu konuşuyoruz.
Onlar nüfusu konuşuyor.
Biz günlük bazen çok gereksiz ve vakit kaybına dönen siyasi tartışmaları konuşuyoruz.
Onlar önümüzdeki yirmi yılı planlıyor.
Biz riskleri görüyoruz.
Onlar fırsatları görüyor.
Ve sermaye her zaman geleceğe gider.
Geçmişe değil.
Önümüzdeki dönemde sağlık teknolojileri, yapay zekâ, finans teknolojileri, savunma sanayii ve küresel yatırım fonları açısından Türkiye’nin çok daha fazla konuşulacağını düşünüyorum.
Çünkü artık soru şudur:
“Dünya Türkiye’ye gelir mi?”
Hayır.
Dünya zaten geliyor.
Asıl soru şudur:
Türkiye bu tarihi fırsatı yönetebilecek mi?
Eğer doğru politikalarla devam edilirse, önümüzdeki yıllar Türkiye’nin yalnızca bölgesel bir güç değil; küresel sermaye, teknoloji ve sağlık yatırımlarının merkezlerinden biri hâline geldiği yıllar olarak hatırlanabilir.
AlBaraka Forum’dan ayrılırken zihnimde kalan en güçlü cümle buydu:
Dünya Türkiye’yi yeniden keşfediyor.
Umarım biz de kendimizi yeniden keşfederiz.
Ailenizin Hekimi ve Girişimci Doktor
Yavuz Selim Sılay
Yorumlar
Kalan Karakter: