Değerli okuyucularım, bugün sizlere ağız sağlığımızın ihmal edilen ama bir o kadar önemli bir konusundan bahsedeceğim: ağız kuruluğu, yani tıptaki adıyla kserostomi.
Aslında pek çok kişi zaman zaman “ağzım kurudu ” der ama bu şikâyet bazıları için sürekli bir hâl alır. Tükürük bezlerimiz yeterince çalışmadığında ortaya çıkan bu durum, sandığımızdan daha fazla hayatımızı etkiler.
Ağız kuruluğu neden bu kadar önemli?
Çünkü tükürük sadece yutmamıza yardım etmez. Ağzımızı yıkar, çürüklerle savaşır, mantar ve bakterilerin dengesini korur. Tükürük azalınca sadece kuruluk hissi değil, yutkunma güçlüğü, konuşurken takılma, tatların değişmesi, ağızda yanma, dudaklarda çatlama ve sabah kalktığınızda ağzınızın yapış yapış olması gibi sıkıntılar baş gösterir. Haliyle yaşam kalitesi ciddi anlamda düşer.
Tükürük olmayınca ağız kendini temizleyemez ve asitleri nötralize edemez. Bunun doğal sonucu olarak diş çürükleri hızla artar, özellikle diş eti sınırında ve dişlerin yan yüzeylerinde tipik “kök çürükleri” sık görülür. Diş etlerimiz de nasibini alır: Tükürüğün anti bakteriyel etkisi azaldığı için plak birikimi kolaylaşır, diş etleri kızarır, kanar ve zamanla periodontitise (diş eti çekilmesi, kemik kaybı) dönüşür. Ayrıca tükürük olmadığında ağız kokusu kaçınılmaz olur, dil üzerinde mantar enfeksiyonları (kandidiyazis) sıkça ortaya çıkar ve protez kullananlarda tutunma zorluğu, yara ve tahrişler artar. Yani basit bir “kuruluk” hissi, diş kayıplarına kadar giden bir zinciri başlatabilir.
Unutmayalım ki ağız kuruluğu bir hastalık değil, bir uyarı işaretidir.
Yani altında mutlaka başka bir sebep aranmalıdır. Bu sebepleri iki ana grupta düşünebiliriz: lokal (ağız kaynaklı) ve sistemik (vücudun başka bir yerinden gelen).
Lokal nedenler daha çok alışkanlıklarımızla ilgilidir. Mesela gece yatarken ağızdan nefes almak, sigara ya da alkol kullanmak, gün içinde yeterince su içmemek, hatta bir grup ağız gargaraları bile ağız kuruluğuna yol açabilir. Bunlar genellikle basit önlemlerle düzeltilebilir.
Sistemik nedenler ise biraz daha derin.
En sık karşılaştığımız sebep ilaçlardır. Özellikle tansiyon ilaçları, antidepresanlar, alerji hapları ve idrar söktürücüler ağız kuruluğuna yol açar.
Bunun dışında diyabet gibi metabolik hastalıklarda, Sjögren sendromu gibi otoimmün rahatsızlıklarda, hatta romatoid artrit veya lupus gibi durumlarda da kserostomi sık görülür.
Baş-boyun bölgesine radyoterapi alan hastalarda tükürük bezleri kalıcı olarak zarar görebilir, kemoterapi görenlerde ise genellikle geçici bir kuruluk olur.
Peki ne yapmalı?
Tedavi önce sebebe yöneliktir.
Eğer bir ilaç kurutuyorsa doktorla doz veya ilaç değişikliği konuşulur. Diyabet gibi altta yatan bir hastalık varsa, onun kontrol altına alınması birinci adımdır.
Bunun yanında lokal destekler de çok işe yarar: yapay tükürük spreyleri, şekersiz sakızlar, bol su içmek, nemlendirici ağız jelleri… Kafein ve alkolden uzak durmak, düzenli diş fırçalamak çürüklere karşı önemli bir kalkan olur.
Özellikle yüksek çürük riski oluştuğu için diş hekimi özel jeller kullanmanızı önerebilir.
Ne zaman diş hekimine gitmelisiniz ?
Eğer ağız kuruluğunuz sürekli hâle geldiyse, geceleri uykunuzu bölüyorsa, yemek yerken zorlanıyorsanız ya da dilinizde yanma, yaralar, anormal çürükler başladıysa vakit kaybetmeyin.
Diş hekimi olarak biz, bu şikâyeti bir ciddiye alınması gereken bir belirti olarak görürüz.
Doğru yönlendirmeyle hem ağız sağlığınızı koruruz hem de altta yatan sistemik bir hastalığı erkenden fark etme şansı yakalarız.
Unutmayın, kuru bir ağız, susuz bir vücut gibidir; ihmal edilirse sorunlar çoğalır.
Sağlıklı ve mutlu günler dilerim.
Yorumlar
Kalan Karakter: