Herkes bir yorum yapıyor, herkes kendi penceresinden bakıyor; ancak biz bugün meseleye biraz daha "Ertanca" bakalım. Çantacılardan, yani Rothschild’lerden, Elon Musk’tan veya Bill Gates’ten bahsetmiyorum; çünkü bu isimler üst akıl değil, yalnızca üst aklın sahadaki aktörleridir. Üst akıl, bu yapıların çok üstünde gelişmeleri planlayan, yöneten ve yeri geldiğinde dikkat dağıtan mekanizmanın kendisidir.
Modern tarihin en mide bulandırıcı ve hala tam olarak çözülmemiş bu karanlık ağını anlamak için önce şu soruyu sormamız lazım: Dünyanın en güçlü, en zengin insanları neden Epstein’in evine gidiyordu? Lükse, paraya ve kariyere zaten sahip olan bu isimlerin o adada aradığı şey neydi? Orası sıradan bir genel ev değil, bir sistemin merkeziydi. Orada sunulan şey, seçkinler arası bir "karşılıklı esaret" yöntemiydi. Herkesin kirlendiği, herkesin birbirinin suç ortağı olduğu bir düzende kimse kimseyi satamaz.
Jeffrey Epstein Kimdir?
Jeffrey Epstein, diploma sahibi bile olmadan matematik öğretmenliğiyle başladığı kariyerinde bir anda Wall Street devlerinin arasına giren, Mossad ve MI6 gibi istihbarat örgütlerinin kullandığı bir sosyal mühendis. Kendisi bir finans dehasından ziyade, insanların en zayıf noktalarını -arzu, ölümsüzlük ve sırlar- yöneten bir ilişki dehasıdır. Epstein, Victoria’s Secret’ın sahibi Leslie Wexner gibi isimlerin servetini yöneterek güç kazanmış, ardından bu gücü küresel bir şantaj imparatorluğuna dönüştürmüştür.
Karanlık Ritüeller ve Mavi Kubbeli Tapınak
Küçük Aziz James Adası’ndaki o mavi kubbeli yapı, sıradan bir mimari tercih değildir. Antik Babil ve Mezopotamya’daki Baal (Moloch) tapınaklarını andıran bu bina, pencereleri boyanmış, içeri girenlerin dış dünyayla bağının kesildiği bir laboratuvardır. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, bu tapınağın altındaki gizli asansörler yerin metrelerce altına, ses yalıtımlı odalara iniyordu. Burası yalnızca bir suç mahalli değil; antik ritüellerin modern teknolojiyle harmanlandığı, ahlakın askıya alındığı bir kayıt merkezi.
Adada uygulanan ritüeller, kurbanların iradesini kırmak ve katılımcıları karanlık bir hiyerarşide rütbelendirmek üzerine kuruluydu. Tarihte Francis Dashwood’un Hellfire Kulübü veya Benjamin Franklin’in gizli faaliyetleri gibi pek çok örneği bulunan bu sistem, bugün CIA’in ulusalcı kanadının ifşalarıyla bir "arınma operasyonuna" dönüşmüş durumda. Mossad ve MI6’nın elindeki şantaj gücü, 3,5 milyon belgenin sızmasıyla birlikte artık el değiştiriyor. Şapka düştü, kel göründü; şimdi bu safranın nasıl boşaltılacağını hep birlikte izleyeceğiz.

Yorumlar
Kalan Karakter: