Bu çağın kırılma anı ne yapay zekâ ne de algoritmalar.
Asıl kırılma, gerçekliğin ilk kez pazarlık konusu olması.
Bundan önce hiçbir nesil, “gördüğüm şey doğru mu?” sorusuyla bu kadar erken yaşta tanışmadı. Ebeveynlerin hâlâ inandığı çoğu gerçek, çocuklar için sadece bir piksel kümelenmesi.
Çocuk bugün FaceTime’da büyükbabasının sesini duyuyor…
Ama o ses, isterse tek tuşla Elon Musk’ın sesi olabiliyor.
Bu nasıl bir epistemolojik şok?
Beşinci sınıf öğrencisi okulda bir cümle duyuyor:
“Video kanıttır.”
Ama evinde başka bir cümle görüyor:
“Video uydurulabilir.”
İnsanlık tarihinde ilk kez “kanıt” bu kadar kırılgan.
Ve çocukların zihinleri bu kırılganlık içinde şekilleniyor.
Bu yeni kuşak, gerçeği tüketmiyor… gerçeği üretiyor.
Biz yetişkinler hâlâ şunu anlamadık:
Yapay zekâ çocukları tembelleştirmiyor;
tam aksine, onları gerçekliğin mimarına dönüştürüyor.
Biz “yazı yazdı mı?” diye kontrol ederken
o çocuk aynı anda üç kimlik yaratabiliyor:
Kendisi, ses klonu, dijital alter-egosu.
Bu yalnızca teknoloji değil;
bu, insan kimliğinin evriminin ilk taslakları.
Mesele ödev değil.
Mesele sahicilik duygusunun yeniden inşa edilmesi.
Öğretmen artık bilgi aktaran değil, gerçeklik düzenleyicisi.
Eski öğretmenler, yanlış bilgiyi düzeltirdi.
Yeni öğretmenler, yanlış gerçekliği düzeltmek zorunda.
Bu bir meslek değil; bu bir epistemoloji mücadelesi.
Bir nesil, gerçeği doğrulamayı “ahlaki refleks” haline getiriyor.
Bugünün çocuğu, bir videonun gerçekliğini sorgularken aslında şunu öğreniyor:
“Her bilgi, kaynağını açıklamak zorundadır.”
Bilgi tarihinde devrim budur.
Bu kuşağın en ilginç özelliği:
Hakikati kaybetmiyorlar.
Hakikati hack’liyorlar.
Bizim kuşağın ahlak kodu “yalan söyleme”ydi.
Onların kuşağının ahlak kodu “doğrulamadan inanma.”
Bu daha güçlü, daha modern, daha sezgisel bir savunma sistemi.
Peki biz yetişkinler ne yapıyoruz?
Korkuyoruz.
Çünkü ilk kez insanlık, kendi ürettiği araç karşısında “acemi” durumda.
Çocuklar ise acemi değil; doğuştan dijital sezgiyle geliyorlar.
Asıl tehlike teknoloji değil…
Asıl tehlike çocuklardan daha yavaş öğrenen yetişkinler.
Bu çağda kuşak çatışması;
ideolojik değil, algısal bir çatışma.
Yeni kuşağa baktığımızda “sıkışmışlık” görüyoruz.
Oysa onlar sıkışmıyor;
bizim kurduğumuz eski dünyanın kabuğunu çatlatıyorlar.
Gerçek ile yapayın arasında değil…
Yeni bir gerçekliğin tam doğum noktasındalar.
Ve biz, tarih boyunca ilk kez, çocuklarımızın gerçeği bizden daha iyi anladığı bir çağa tanıklık ediyoruz.
Yorumlar
Kalan Karakter: