Sabah saat 07.10.
Telefon alarmı üçüncü kez çalıyor.
29 yaşında.
Reklam ajansında çalışıyor.
Gece 02.15’te uyumuş.
Midesinde hafif bir yanma var.
“Dün çok kahve içtim” diye düşünüyor.
Duşa giriyor. Göğsünde bir baskı hissediyor.
Sol koluna yayılan hafif bir uyuşma.
“Panik yapma. Gençsin.”
Aynada yüzüne bakıyor. Genç, sağlıklı, dinamik.
Kalp krizi geçiren biri gibi görünmüyor.
Beş dakika sonra yere çöküyor.
Ambulans geldiğinde bilinci açık ama yüzü bembeyaz.
Acil serviste çekilen EKG’de tanı net:
Kalp krizi (akut miyokard enfarktüsü).
Yaşı: 29.
Bu bir istisna mı?
Artık değil.
Halbuki bizler hep kalp krizini dramatik bir an olarak düşünürüz.
Oysa o an, yılların sonucudur.
Geçiştirilen öğünler.
Masa başında geçen saatler.
“Bir sigara daha.”
Enerji içecekleriyle bastırılan yorgunluk.
Uyku eksikliği.
Sürekli stres.
Damar duvarında sessizce büyüyen bir plak vardır.
Ne ağrı yapar ne alarm verir.
Sadece bekler.
Bir sabah yırtılır.
Bir pıhtı oluşur.
Ve kalp kası oksijensiz kalır.
İşte kalp krizi o zaman olur.
Ama suçlu o sabah değildir.
GENÇLİK ZIHR DEĞİLDİR ARTIK…
Toplumda hâlâ güçlü bir inanış var:
“Kalp krizi yaşlı hastalığıdır.”
Gerçek şu:
45 yaş altı bireyler artık kalp krizi istatistiklerinde ciddi bir paya sahip.
Genç erişkinlerde hipertansiyon, sigara kullanımı ve obezite oranları alarm veriyor.
Üstelik gençlerde belirtiler daha sinsi seyrediyor:
- Mide bulantısı
- Sırt ağrısı
- Ani halsizlik
- Çarpıntı
Bu yüzden gecikmeler yaşanır.
Bu yüzden “önemli değil” denir.
Bu yüzden hasar büyür.
MODERN DÜNYANIN GÖRÜNMEYEN BEDELİ…
Bugünün gençleri daha az hareket ediyorlar.
Daha çok stres altında yaşıyorlar.
Daha düzensiz besleniyorlar.
Daha az uyuyorlar.
Metabolik sendrom artık 30’lu yaşlarda başlıyor.
Damar sertliği artık 50’yi beklemiyor.
Elektronik sigara “daha masum” diye pazarlanıyor.
Enerji içecekleri başarıyla özdeşleştiriliyor.
Kronik stres “normal” kabul ediliyor.
Oysa kalp biyolojiye bakar.
Algıya değil.
BİZDEN SÖYLEMESİ…
Kalp krizi "kader değil, çoğunlukla bir tercihdir".
İhmaller zincirinin sonucu ve bir ürünüdür.
Genç olmak bizi korumaz.
Spor geçmişi bizi garanti altına almaz.
Zayıf görünmek damarlarımızın sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Kalp krizi artık yaş sormuyor.
Tansiyon değerini soruyor.
Kolesterol seviyesini soruyor.
Tütün ve tütün ürünleri ile olan teması soruyor.
Günlük hareket oranını soruyor.
Stresi soruyor.
Cevaplar kötü ise; hiç beklemez.
Bugün yapmadığımız yürüyüş,
Bugün içtiğimiz sigara,
Bugün ertelediğimiz kontrol…
Hepsi birikir.
Bu yüzden soru “Kalp krizi gençleşiyor mu?” olmamalı.
Asıl soru şu:
Biz kalbimizi kaç yaşında yormaya başladık?
Eğer 20’li yaşlarda başladıysak,
30’lu yaşlarda sonuç görmek şaşırtıcı olmamalı…
Kalbimiz sessiz çalışır.
Ta ki çığlık atana kadar.
O çığlığı yoğun bakımda duymadan önce,
kendi hayatımızda duymayı seçmeliyiz.
Çünkü bazı sabahlar ikinci şansı tanımaz…
Yorumlar
Kalan Karakter: