Ayakkabımızı seçerken ayağın şekli, yürüyüş biçimi, yapılan iş, günlük adım sayısı, spor alışkanlığı, sahip olduğumuz kas-iskelet sistemi problemleri gibi birçok faktör tercihlerimizi etkiler.
Herkes için geçerli tek bir mükemmel ayakkabı formülü yok; ama herkesin seçimlerini kolaylaştırabilecek bazı temel kurallar var.
Topuk yüksekliği konusu çok sık sorulur.
Günlük kullanım için hafif bir topuk yüksekliği çoğu insanda sorun yaratmaz. Hatta tamamen dümdüz ayakkabı, bazı kişilerde Aşil tendonunu ve baldırı daha fazla gerebilir. Ama yüksek topuk başka bir olay. Topuk yükseldikçe vücudun ağırlık merkezi öne kayar. Ön ayak yükü artar. Diz daha farklı yüklenir. Bel pozisyonu değişir. Şık olabilir, evet. Ama uzun süreli günlük kullanım için masum değildir.
Genel bir ölçü verecek olursak, günlük ayakkabıda yaklaşık 1–3 cm topuk yüksekliği çoğu kişi için makul bir aralıktır. Spor ayakkabılarda ise topuk ile ön taban arasındaki farkın, yani “drop” dediğimiz yüksekliğin, çok uçlarda olmaması iyi olur. Kabaca 4–10 mm arası fark, yani “drop”, birçok insan için dengeli bir seçimdir.
Bir ayakkabı ilk alındığında rahat olmalı. Zamanla bir miktar açılacak düşüncesiyle alınan ayakkabı, genelde beklenen performansı göstermez. Ayağı sıkar, nasır yapar, tırnağı bozar vb. İlk giydiğinizde rahatsız eden ayakkabının uzun yürüyüşte iyi hissettirmesini beklememek gerekir.
Parmakların önünde biraz boşluk kalmalı. Yaklaşık yarım santim ya da kişisine göre bir santime yakın. Parmaklar burunda sıkışmamalı. Özellikle sivri burunlu, dar ayakkabılar, ön ayak dediğimiz tarak kısmında basıncı artırır. Bu da zamanla başparmak çıkıntısı, tarak ağrısı, nasır ve Morton nöroma gibi ağrılı sorunlara zemin hazırlayabilir.
Topuk kısmına gelelim. Ayakkabının arkası ayağı iyi kavramalı. Topuk, ayakkabının içinde yukarı aşağı oynamamalı. Çünkü ayak ayakkabının içinde gezerse, diz de kalça da bunu telafi etmeye çalışır. Küçük bir dengesizlik gibi görünür ama binlerce adımı, saatlerce yürüyüşü düşünün; mesele büyüdü bile.
Tabana gelelim.
Çok ince taban çoğu insan için iyi değildir. Zeminin sertliğini doğrudan ayağa taşır. Özellikle uzun yürüyüşte, şehir zemininde, beton üzerinde yorucu olabilir. Ama tabanın aşırı yumuşak olması da her zaman iyi değildir. Puf puf, pamuk gibi bir his ilk zamanlar güzel gelebilir; fakat fazla yumuşak taban instabil, yani dengesiz bir tabandır. Bazı kişilerde ayak bileği ve diz kontrolünü bozabilir; yüklenme mekaniğini değiştirerek ağrılı durumlara sebep olabilir.
Yani ideal olan ne?
Orta düzeyde yastıklama. Ayağı rahatlatacak kadar yumuşak ama yürürken sağa sola kaçırmayacak kadar stabil. Ayakkabı parmak köklerinden bükülebilmeli; fakat ortadan ikiye katlanmamalı. Çünkü ayak yürürken en çok parmak köklerinden hareket eder. Ayakkabı da buna izin vermeli. Ama orta kısmı tamamen kontrolsüz bükülüyorsa, uzun vadede destek yetersiz kalabilir.
Ayakkabının eskimesi problemi de var. Bunu çok ihmal ediyoruz.
Ayakkabının dış tabanı bir taraftan belirgin şekilde aşındıysa, topuk eğildiyse, iç destek çöktüyse o ayakkabı artık aynı ayakkabı değildir. Üstten bakınca sağlam durabilir ama basışınızı değiştirmeye başlamıştır. Özellikle diz, kalça veya bel ağrısı olan kişilerde bu ayrıntı önemlidir.
Sonuçta ayakkabı seçimi aslında çok karmaşık değil. Ama “en pahalı olan en iyidir” ya da “en yumuşak olan en sağlıklıdır” gibi kolay cevaplar da doğru değil.
Bazen diz ağrısını, bel ağrısını, ayak tabanı yanmasını konuşurken çok yukarılara bakıyoruz. Halbuki sorun zincirin en altında başlamış olabiliyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: