Dijital göçebelik kavramı sosyal medyada genellikle kumsalda dizüstü bilgisayarıyla çalışan, elinde soğuk bir içecekle gülümseyen insanlar üzerinden anlatılıyor. Herkesin hayali bu: Bir yerden bir yere giderken işini halletmek, özgür olmak. Ancak işin mutfağında, yani o "kumsalın" arka planında aslında bambaşka bir gerçek var.
Kariyerim boyunca hem ofiste ofis düzeninde hem de ofisten uzak, hybrid ve remote/home office, bazı dönemlerde de proje bazlı çalışan biri olarak söyleyebilirim ki; dijital göçebelik bir tatil değil, disiplinli bir yer değiştirme yönetimidir.
Bazen proje sizin tatilde olduğunuz anlarda öyle sürprizler yapar ki size... Yurt dışı seyahatlerimden birinde, hem acil bir içerik stratejisi toplantısını yönetip hem de aynı anda acil yönetim kararını onaylamam gereken o anı unutmak mümkün değil. Uzakdoğuda seyahattesiniz, hem saat farkınız var hem internet bağlantınız kötü, Türkiye'deki operasyonu canlı tutmaya çalışmak; internetin çekmediği o anlık "bağlantı paniğiyle" başa çıkmak, o kumsaldaki mutlu insandan çok daha farklı bir tecrübeydi. Kimse o sinir krizini, o zaman farkını veya teknik aksaklıkları anlatmıyor.
Dijital göçebelik bir "yolculuk şövalyeliği" değil; bir "bağlantı ve zaman yönetimi" sınavıdır. İyi bir internet bağlantısı aramak, saat dilimleri arasındaki o karmaşık trafiği yönetmek, profesyonel bir proje yöneticisi için ciddi bir lojistik planlamadır. Eğer bir projeyi yönetiyorsanız, nerede olduğunuzun bir önemi yoktur; önemli olan projenin "nabzını" nerede tuttuğunuzdur. Ben dijital göçebeliğin o şaşalı tarafına değil, getirdiği o ağır sorumluluğa bakmayı tercih ediyorum. "Özgürlük" denilen şey, aslında size verilen işi en doğru zamanda, en doğru teknikle teslim edebilme özgürlüğüdür.
Dolayısıyla, dijital göçebe olmayı planlayanlara tavsiyem; bilgisayarı alıp bir kafeye oturmadan önce, "Ben bu işi kesintisiz nasıl yürütürüm?" sorusunu sormaları. Çünkü dijital göçebe olmak, modern çağın bir şövalyeliği değil, dijital dünyada ayakta kalabilme becerisidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: