Türkiye bugün bir kriz yaşamıyor.
Türkiye bugün içindekini dışarı atıyor.
Bu bir ekonomik dalgalanma değil,
bir siyasi gerilim hiç değil.
Bu, yıllardır bastırılmış, cilalanmış, halının altına süpürülmüş
bir sosyal çürümenin artık taşamaması.
Bir ülke bazen ilerlemez.
Önce çürüyeni döker.
Bugün yaşadığımız tam olarak bu.
Dünden Bugüne: Nerede Koptuk?
Türkiye bir zamanlar fakirdi ama utanma duygusu vardı.
Yoksulluk ayıptı ama ahlaksızlık hâlâ utanılacak bir şeydi.
Haksızlık olurdu ama “bu doğru değil” deme refleksi henüz ölmemişti.
Bugün sorun yoksulluk değil.
Sorun anlam kaybı.
Para yokluğundan çok,
umut yokluğu insanı çürütüyor.
Çalışan ilerleyemiyor.
Gençler hayal kurmuyor, kaçış planı yapıyor.
Aileler aynı evde ama birbirine temas etmiyor.
Herkes konuşuyor ama kimse duymuyor.
Bu bir ekonomik kriz değil.
Bu bir davranışsal çözülme.
Çürüme Nereden Başlar?
Çürüme yukarıdan başlamaz.
Çürüme günlük hayattan başlar.
Trafikte.
Sokakta.
Evde.
Ekranda.
Empati azalır.
Sabır kısalır.
Şiddet sıradanlaşır.
Küfür gündelik dile yerleşir.
Ve en tehlikelisi olur:
Haklı olmak, iyi olmaktan daha değerli hâle gelir.
Toplum tam burada çürür.
Parlatılan Hayatlar, Gizlenen Pislik
Her gün milyonların takip ettiği influencer’lar…
Medyanın “iyi evlat”, “örnek aile”, “başarılı çocuk” diye parlatıp önümüze koyduğu
o zengin, ulaşılmaz hayatlar…
Bir de bunun kılıf değiştirmiş hâli var:
Dünün dedikodu düzeni, bugünün “sosyal medya fenomeni”.
Bir zamanlar onlarla aynı masada olmak prestijdi.
Aynı karede görünmek güçtü.
Aynı ortamda anılmak statüydü.
Bugün ise adının onlarla yan yana gelmesi bile yük.
Peki biz ne zaman gözümüzü kapattık?
Ne zaman aldanmak için kendi benliğimizden vazgeçtik?
Bugün ortaya saçılanların hiçbiri yeni değil.
Bunlar yıllardır vardı.
Sadece konuşulmuyordu.
Soruşturmalar açılmasaydı,
dosyalar aralanmasaydı,
aynı isimler bugün hâlâ “Türkiye’nin en prestijli insanları” olarak alkışlanıyor olacaktı.
Asıl soru bu değil.
Asıl soru şu:
Biz neden bu kadar kolay kanmaya alıştık?
Neden parıltıyı karakterin önüne koyduk?
Neden başarıyı ahlaktan bağımsız düşünmeye başladık?
Ne zaman “iyi olmak” yetmedi de
“görünür olmak” yeterli sayıldı?
Bu Bir Çöküş mü?
Hayır.
Bu bir boşaltım.
Beden zehri böyle atar.
Toplum da artık taşıyamadığını kusuyor.
İkiyüzlülük.
Sahte başarı.
“Ben kurtulayım” ahlakı.
Kokuyor, evet.
Ama arınma sessiz olmaz.
Neden Artık Kimseye İnanmıyoruz?
Çünkü güven defalarca satıldı.
Çünkü söz ile eylem arasındaki mesafe uçuruma dönüştü.
Çünkü görünürlük, hesap vermenin yerini aldı.
İnsanlar artık güvenmiyor.
Kontrol etmeye çalışıyor.
İlişkiler bu yüzden sert.
Toplum bu yüzden öfkeli.
Herkes bu yüzden tetikte.
Güven geri gelmez.
Yeniden inşa edilir.
Ve bu yukarıdan başlamaz.
Gündelik hayattan başlar.
Son Söz
Türkiye bugün bağırsaklarını boşaltıyor.
Bu görüntü rahatsız edici olabilir.
Ama gerçek şu:
Belki de sorun, kimin yalan söylediği değil; bizim, gerçeği duymamak için kimlere inanmayı seçtiğimizdir

Yorumlar
Kalan Karakter: