Herkes gibi ben de hem İngilizce sözleri olan şarkıyı dinledim hem de klibi dikkatle izledim.
Ama bir farkla..
Ben onu sembol diliyle okumaya çalıştım.
Ve ardındaki hikâyeyi anlamaya..
Gelin birlikte düşünelim.
Binlerce yıl önce Antik Mısır firavunlarının mühürlerinde karşımıza çıkan, Yunan rahibelerine isim olan, Napolyon’un imparatorluk sembollerine taşıdığı arı, neden bugün yeniden popüler kültürün merkezinde?
Ve neden dünyanın en güçlü kadın figürleri aynı sembol etrafında buluşuyor?
İlk dikkat çeken şey altın sarısı ışıklar…
Ezoterik geleneklerde altın; güneşi, bilinci, simyasal dönüşümü, ilahi özü, kraliyeti ve tanrısallığı temsil eder.
Bal ise simyada sıradan bir madde değildir.
Rafine olmuş özdür.
Bilgeliktir.
Ölümsüzlük iksiridir.
Belki de bu yüzden klibin tamamı insana “altın çağ”, “arınma” ve “tanrısal dişil” hissi veriyor.
Bir başka ayrıntı ise mekân..
Sütunlar..
Altın tonlar..
Tapınak hissi..
Sanki Antik Mısır’dan, Babil’den ya da Antik Yunan’dan çıkmış kutsal bir alanın içindeyiz.
Ve tam merkezde duran kadın figürü..
Yüzünü göğe kaldırmış.
Mistik geleneklerde bu duruş, gökle birleşmeyi ve ilhamı temsil eder.
Hermetik gelenekte şöyle denir:
“Yukarıda ne varsa aşağıda da o vardır.”
Fakat klibin en güçlü sembolü hiç kuşkusuz petek yapıları..
Altıgen..
Doğanın en verimli geometrisi..
Arıların kusursuz matematiği..
Kabala geleneğinde gökle yerin birleşmesini anlatan kutsal bir form..
Belki de bu yüzden altıgen, tarih boyunca düzenin ve uyumun sembolü oldu.
Bir başka dikkat çekici unsur ise koreografi.
Topluca hareket eden figürler..
Merkezde tek bir kadın..
Adeta bir kovan.
Bir merkez etrafında akan enerji..
Kadim dünyada Kraliçe Arı yalnızca bir böcek değildi.
Bereketin..
Doğurganlığın..
Yaratıcılığın..
Ve dişil gücün sembolüydü.
Kraliçe Arı;
Merkezdi.
Hayatı doğuran güçtü.
Düzeni sağlayan görünmez çekim merkeziydi.
Bu yüzden İsis, İnanna, Kibele, Demeter ve Afrodit farklı isimlerle anılsalar da aynı arketipin farklı yüzleri olarak görüldüler:
Ana Tanrıça..
Yaratan..
Besleyen..
Koruyan..
Belki de bu yüzden günümüzün ünlü güçlü kadın figürleri de farkında olarak ya da olmayarak aynı sembolik dili kullanıyor.
Angelina Jolie’nin arılarla verdiği pozlar…
Beyoncé’nin “Queen Bee” imajı…
Madonna’nın tanrıça arketipi…
Modern dünyanın kraliçeleri sanki aynı kaynaktan besleniyor.
Peki bütün bunlar gizli örgütlerin mesajları mı?
İnternetin en sevdiği soru bu.
Petekler..
Altın renkler..
Arılar..
Kutsal geometri..
Elbette bunları Masonluk ya da İlluminati ile ilişkilendirenler de vardır..
Ancak gerçek şu ki; arı, güneş, altın ve tanrıça sembolleri Masonluktan da, İlluminati’den de çok daha eski.
Onlar Antik Mısır’da da vardı.
Sümer’de de.
Yunan’da da.
Simyada da.
Belki mesele gizli örgütlerden daha derin.
Carl Jung’un söylediği gibi:
“Semboller insanı terk etmez, sadece biçim değiştirir.”
Ve burada insanın aklına başka bir soru geliyor.
Acaba “Bal Arısı” yalnızca geçmişe mi bakıyor?
Yoksa geleceğe de mi?
Çünkü Kraliçe Arı, tarih boyunca sadece bereketin sembolü olmadı.
Aynı zamanda merkezde duran liderdi.
Bugün güç dengelerinin değiştiği, eski sistemlerin sarsıldığı ve yeni bir çağın konuşulduğu bir dönemin içinden geçiyoruz.
Acaba yeniden yükselen bu arketip ne anlatıyor?
Yakın gelecekte dünyayı yönlendirecek yeni bir dişil bilince mi işaret ediyor?
Yoksa mesele tek bir insan değil de, Carl Jung’un “İlahi Dişil” dediği prensibin yeniden yükselişi mi?
Kontrol yerine iş birliği..
Çatışma yerine uyum..
Kaos yerine düzen..
Yıkım yerine yeniden doğuş…
Belki de “Kraliçe Arı” bir kişi değil, yeni çağın ruhudur.
Ve şimdi yazıyı, şarkının sözlerinden bazı cümlelerle noktalayalım..
“Biraz sakin ol, kavga etmek istemiyorum..
Bu seferki farklı bir yolculuk olacak..
Zihnimin içinde dünya sevgi dolu ve parlak..
Barış..
Bal Arısı..
Anı yaşıyorum..
Yargılara yer yok..
Sevgi dalgasında sörf yapıyorum..
Hissedebiliyor musun bu enerjiyi?”
Bir yanda altın ışıkların içindeki merkez figürü..
Diğer yanda barışı, yargısızlığı, anda kalmayı ve sevgi frekansını anlatan sözler..
Şarkının tamamına baktığımızda üst üste tekrar eden aynı sözzler adeta bir mantra gibi..
Acaba “Bal Arısı”, yalnızca bir aşk şarkısı mı?
Yoksa kaos yerine düzeni, çatışma yerine uyumu ve savaş yerine barışı anlatan yeni bir bilincin şarkısı mı?
Ya da bütün bunlar, müziğin, sanatın ve estetiğin iç içe geçtiği güçlü bir görsel performanstan mı ibaret?
Kim bilir?
Belki biz yalnızca bir müzik videosu izlemedik.
Belki de sembollerin diliyle anlatılan çok daha eski bir hikâye aracılığıyla geleceğin senaryosuna tanıklık ettik.
Siz ne dersiniz?
Yorumlar
Kalan Karakter: