Tarih, ezelden ebede dümdüz uzanan bir hat değil; geri dönüşleri, sapmaları ve dirençleri olan devrili bir oluşumdur. Gün olur, en geride sanılan en öndekinden ileride olur. İşte bu yüzden bazı hayatlar vardır; yalnız yaşandıkları zamana değil, gelecek zamana da hitap eder.
Özdemir Bayraktar’ın hayatı da tam böyle…
Ve kendisinin mücadelesini konu alan belgeseli izlediğinizde, bunun bir anlatı tercihi değil, derinden hissedilen bir hakikat olduğunu fark ediyorsunuz.
İzlediğimde gördüm ve hissettim ki:
Bu, bir mühendisin meslek serüveni değil. Bu, bir insanın kendi ömrünü, konforunu ve hatta çocuklarının gelecek hayalini, bir milletin bağımsızlık fikrine rehin vermesinin hikâyesiydi. Belgeselin her karesinde şunu gördük: Yapılan iş teknik olduğu kadar ahlaki; hesap kitap daha çok vicdan ve sadakat içeriyor.
Bu topraklarda teknoloji meselesi hiçbir zaman yalnızca teknoloji olmamıştır. Her üretim hamlesi, aynı zamanda bir istiklâl sınavıdır. Sayın Bayraktar da bunu erken fark edenlerdendi. Millî teknoloji onun için bir rekabet başlığı değil, bir varlık meselesi olmuş. Belgeseli izlerken anlıyorsunuz ki; o, başarıyı değil, sorumluluğu omuzlamış…
En çok da yılmazlığı çarpıyor insana. Yorulmuş ama vazgeçmemiş, zorlanmış ama yön değiştirmemiş bir irade… Önüne çıkan engelleri kişisel kırgınlıklara dönüştürmeyen, geri adımı hiçbir zaman seçenek saymayan bir duruş. Bu romantik bir inat değildir; bilinçli bir vatan sadakatidir. Çünkü Bayraktar için geri çekilmek, sadece bir projeden vazgeçmek değil; emaneti yere bırakmak anlamına gelirdi.
Alev Alatlı “istikâmlarınızı güçlendirin” derken, zor zamanların ancak sağlam yön duygusuyla aşılabileceğini anlatır. Bayraktar’ın istikâmeti nettir: Kendi ülkesinde, kendi imkânlarıyla, kendi insanıyla üretmek. Çocuklarının geleceğini düşünürken bile o geleceği bu topraklardan kopuk hayal etmemiş. Çünkü onun zihninde vatan, uğruna konuşulan değil; uğruna ter dökülen, bedel ödenen bir değer olmuş.
Belgesel boyunca hissedilen en güçlü duygu da budur: Bu hikâye, yüksek sesli sloganlarla değil; sessiz bir kararlılıkla anlatılır. Millî teknoloji, Bayraktar’ın dünyasında bir hedef değil; bir ahlâk, bir duruş, bir karakter meselesidir. “Yapabilir miyiz?” sorusundan çok, “kim olarak yapacağız?” sorusunun cevabıdır.
Akıncılar gökyüzünde süzülürken, aslında bir milletin özgüveni de yükselir. Çünkü teknoloji, ithal edildiğinde araçtır; üretilip sahiplenildiğinde kader olmuştur. Bayraktar’ın hayatı bize bunu anlatır: Bağımsızlık bazen bir cümle değildir; bir ömürdür.
Alev Alatlı’nın dediği gibi tarih devrili bir oluşumsa, bazı insanlar o devrin yönünü değiştirir. Özdemir Bayraktar, bu dünyadan böyle geçti. Ardında yalnızca sistemler, platformlar değil; bir istikâmet, bir ahlâk ve bir vasiyet bırakarak…
Bir Akıncı geçti bu dünyadan.
Gökyüzüne sadece teknoloji değil,
bir milletin kendine inanma cesaretini kazıyarak.
Rahmet ve minnetle…

Yorumlar
Kalan Karakter: