Galatasaray 1 – Gaziantepspor 1:
Teknik Direktör Maçı, Futbolcular Skoru Kaybetti
Galatasaray’ın sahadan beraberlikle ayrıldığı maç, skor tabelasından çok teknik aklın sorgulanması gereken bir karşılaşma olarak kayıtlara geçti. Okan Buruk’un maç boyunca sergilediği taktik ısrar, oyunu okumaktan çok oyuna direnme görüntüsü verdi.
Maç golsüz devam ederken dörtlü savunmada ısrar, oyunun üçlüye dönme ihtiyacını net biçimde göstermesine rağmen hayata geçirilmedi. Galibiyet ihtiyacının arttığı dakikalarda dahi “risk almama” refleksi, Galatasaray’ı kazanmak yerine kaybetmemeye oynayan bir takıma dönüştürdü. Bu yaklaşım, büyük takım refleksiyle örtüşmüyor.
Yedek kulübesinin yetersizliği de bu maçta bir kez daha kendini gösterdi. Ancak asıl soru şudur: Kadro gerçekten mi yetersiz, yoksa doğru kullanılmadığı için mi etkisiz?
İkinci yarının başında, Icardi’ye destek olacak şekilde Ahmet Kutucu’nun oyuna alınması hem rakip savunmayı geri yaslayacak hem de Galatasaray’ın ceza sahası içi tehdit sayısını artıracaktı. Buna rağmen bu hamlenin yapılmaması, oyuna müdahale konusundaki tereddütleri büyüttü.
Daha da önemlisi, takımın kronikleşen sakatlık problemi artık yalnızca şanssızlıkla açıklanamaz noktaya gelmiştir. Neden bu kadar çok oyuncu sakatlanıyor? Neden iyileşme süreleri bu kadar uzun? Ve neden bu sorular sağlık ekibine ısrarla yöneltilmiyor? Bu tablo, sportif direktörlükten sağlık organizasyonuna kadar bütüncül bir denetim gerektiriyor.
Okan Buruk’un saha içi motivasyon dili de dikkat çekici biçimde sönük. Teknik direktörün enerjisi, doğrudan takımın temposuna yansır. Galatasaray kulübesi ise uzun süredir oyunu sürükleyen değil, oyunu izleyen bir görüntü veriyor.Okan Buruk adına negatif puan ilk mac bu degil sezon içerisinde geçen sene dahil olmak üzere şampiyonlar Ligi’ndede
kadro be oyun anlayis tercihleri ile zaman zaman Okan buruk kendisine negatif puan yazan maçlar oynamıştır nasil Liverpool maçındaki disiplin ve yüksek konsantrasyonuyla Okan Buruk’u övdüysek kendisinin kötü ve formsuz olduğu eleştirilerini kabul etmelidir.
Ancak asıl kritik eşik, artık ligden çok Avrupa üzerinden şekillenmektedir.
Galatasaray’ın son virajı olan Atletico Madrid maçı, Şampiyonlar Ligi’nde kalabilmek adına hayati önem taşımaktadır. Son maçın Manchester City deplasmanında oynanacak olması, bu karşılaşmayı yalnızca bir grup maçı değil, bir kader müsabakası haline getirmektedir.
Galatasaray’ın bu süreçte alacağı puan ya da puanlar, oyun şekli ve oyun aklı ile doğrudan bağlantılı olacaktır. Eğer sarı kırmızılılar Madrid karşısına kazanarak çıkar ve City maçına bu psikolojiyle giderse, İngiltere’de çok daha dirençli ve iddialı bir Galatasaray izleme ihtimalimiz doğacaktır.
En büyük beklenti ise nettir:
Sakatlıkların olmadığı, tam kadro sahaya çıkan bir Galatasaray.
Ancak bugün yaşanan senkronizasyon sorunu, yoğun sağlık problemleri ve geciken transfer hamleleri, kulübü ciddi bir karar aşamasına getirmiştir. “Fırsat transferi” beklentisiyle beklenen oyuncular, aslında bir risk ertelemesidir.
Çünkü Şampiyonlar Ligi’nden çıkılması halinde, elde kalan sadelik üzerinden “mevcut kadro yeterli” algısı oluşacak ve bu düşüncenin hem yönetimin hem de Okan Buruk’un zihninde taraftara açıkça söylenmeyen bir gerçeklik olduğu görülecektir.
Oysa tur atlanırsa, hangi bölgeye kim gerektiği çok daha net ortaya çıkacaktır.
Öte yanda Fenerbahçe, uzun yıllara yayılan şampiyonluk hasreti nedeniyle çok daha agresif ve iştahlı bir transfer politikası izlemektedir. Bu yaklaşım, camia psikolojisi açısından anlaşılabilir bir refleksdir.
Galatasaray ise başarıya alışkın bir topluluk olduğu için beklentiyi sürekli yukarıda tutmaktadır. Gaziantepspor maçında ilk kez yönetimi istifaya davet eden tribünler, üç yıl üst üste gelen şampiyonluklara rağmen dördüncü yıl arzusunu ve Avrupa’da mutlak başarı beklentisini açıkça göstermiştir.
Bu talepler karşılık bulmadığı takdirde, sıkıntı yalnızca teknik direktöre değil, yönetimden futbolculara kadar tüm yapıya sirayet edecektir.
Oysa Galatasaray fikstür olarak sezonun başında avantajlı bir periyot yaşamaktadır. Bu süreç, alınacak galibiyetler ve tam kadroyla sahaya çıkılacak operasyonlarla eski Galatasaray reflekslerinin yeniden inşa edilebileceği bir fırsattır.
Ve Galatasaray için de sırada Atletico Madrid var.
Atletico Madrid, İspanya futbolunun en disiplinli, en reaksiyonel ve en pragmatik takımlarından biridir. Oyun felsefesi;
önce savunma, sonra geçiştir.
Madrid ekibi genellikle orta blok savunma kurar, alanı daraltır, rakibi kenarlara iter ve merkezi kapatır. Top kazanıldığında ise oyun bir anda hızlanır. İlk pas genellikle derine veya kanada atılır ve hücum birkaç dokunuşla sonuçlandırılmaya çalışılır.
Atletico, oyunu güzelleştirmeye değil, kazanmaya oynar. Bu nedenle sabır oyununda rakibini hataya zorlar.
Galatasaray’ın bu yapıyı bozabilmesi için;
• Merkezde topu kaybetmemesi,
• Gereksiz riskli paslardan kaçınması,
• Kanat varyasyonlarını çoğaltması,
• Set hücumunda sabırlı, geçiş savunmasında agresif olması gerekir.
Madrid ile oynanacak bu maç, Galatasaray’ı aceleye iterse, Atletico Madrid oyunu kilitler.
Galatasaray sakin kalırsa, bu kilit açılabilir.
Bu eşleşme, Galatasaray’ın Avrupa seviyesini net biçimde ortaya koyacaktır.
Alanyaspor 2 – Fenerbahçe 3
Kötü Oyun, Doğru Zamanlama, Büyük Takım Refleksi
Fenerbahçe’nin Alanya deplasmanında aldığı 3-2’lik galibiyet, skor kadar oyun yönetimi açısından da sezonun en öğretici maçlarından biri oldu. Birçok spor yazarının ortak tespiti şudur: Fenerbahçe iyi oynamadı, fakat çok doğru oynadı.
Maça 4-2-3-1 düzeniyle başlayan Fenerbahçe, ilk 15 dakikada oyunu kontrol etmek yerine rakibin temposuna ayak uydurmak zorunda kaldı. Alanyaspor’un önde ve temaslı baskısı, Fenerbahçe’nin merkezden pas bağlantılarını kopardı. Bu bölümde top kayıpları arttı, oyun sık sık savunma üçüncü bölgesine yıkıldı.
20. dakikadan sonra Fenerbahçe, oyunu genişletme fikrine yöneldi. Beklerin daha yüksek konumlanması ve Talisca’nın iç koridora girerek ikinci oyun kurucu gibi oynaması, topun Alanya yarı sahasında daha uzun süre kalmasını sağladı. Ancak hücumlar set halinde değil, daha çok bireysel kalite üzerinden gelişti.
İlk yarının son bölümünde Fenerbahçe’nin savunma geçişleri problemliydi. Özellikle kaybedilen ikinci toplar ve stoperlerin öne çıkma zamanlaması, Alanyaspor’a geniş alanlar sundu. Bu dakikalar, konuk ekibin en kırılgan anlarıydı.
İkinci yarı ile birlikte teknik heyetin hamleleri oyunun seyrini değiştirdi. Üç forvetli düzene geçiş, birçok yorumcunun da altını çizdiği gibi maçın taktik kırılma noktasıdır. Bu hamleyle amaç yalnızca gol aramak değil, Alanyaspor savunmasının yerleşim dengesini bozmaktı.
Bu değişim sonrası Fenerbahçe’nin hücum genişliği arttı, ceza sahası çevresinde sayı üstünlüğü sağlandı. Savunmaya dönüşte ise ön liberonun stoperlerin arasına girmesiyle zaman zaman beşli bir hat oluştu. Bu yapı, risk alınan oyunda denge unsuruydu.
60 ile 75. dakikalar arasında Fenerbahçe’nin oyunu olgunlaştı. Topa sahip olma süresi uzadı, tempo kontrol edildi ve aceleci dikine oyun yerini daha sabırlı pas organizasyonuna bıraktı.
Maçın son 15 dakikası ise “büyük takım aklı”nın sahaya yansıdığı bölümdür. Panik yapılmadı, top rakip yarı sahada tutuldu, fauller doğru bölgelerde alındı ve tempo bilinçli şekilde düşürüldü. Birçok spor yazarı bu bölümü “skoru koruma değil, oyunu yönetme” olarak tanımladı.
Son düdükle birlikte ortaya çıkan tablo şudur:
Fenerbahçe, ritim bulamadığı bir maçta bile karar kalitesiyle kazandı.
Bu galibiyet, yalnızca üç puan değil, şampiyonluk yarışında zihinsel üstünlüğün de göstergesidir.
Çünkü şampiyonluklar, her zaman iyi oynanan maçlarla değil, kötü oynanırken kaybedilmeyen maçlarla kazanılır.
Ve şimdi sırada Aston Villa var.
Aston Villa, Premier Lig’de yüksek tempo ve hızlı geçiş oyunu ile öne çıkan bir takımdır. Topu kazandığında dikine oynar, savunma yerleşmeden rakip kaleye gider, fizik temasını eksiltmez ve maç hızını sürekli yukarıda tutar.
Bu nedenle Fenerbahçe için bu eşleşme, yalnızca taktik değil, tempo ve dayanıklılık sınavıdır.
Avrupa Seviyesi Testi
Aston Villa, Premier Lig temposunda, geçiş oyununu mükemmel oynayan, dikine ve fizik teması yüksek bir takımdır.
Fenerbahçe bu maçı;
• Alan daraltarak,
• Top kaybı sonrası hızlı reaksiyonla,
• Kanat savunmasını yardımla çözerek,
• Oyun boyunu uzatmadan oynamalıdır.
Bu maç, Fenerbahçe’nin “iyi takım” mı yoksa “Avrupa takımı” mı olduğunun cevabını verecektir.
Kocaelispor 1 – Trabzonspor 2
Tecrübe Kazandı, Cesaret Kaybetti
Kocaeli deplasmanında alınan 2-1’lik Trabzonspor galibiyeti, skor olarak değerli, oyun olarak ise birçok soru işareti barındıran bir maçtı. Trabzonspor kazandı ama rahatlatmadı.
Maça daha istekli başlayan taraf Kocaelispor’du. İlk 20 dakikada önde baskı, ikili mücadele sertliği ve kenar organizasyonlarıyla Trabzonspor savunmasını hataya zorladılar. Bu bölümde Trabzonspor’un orta saha direnci zayıf kaldı, ikinci toplar ev sahibinde kaldı.
Trabzonspor, oyuna yerleşmekte zorlandı. Pas bağlantıları kopuktu, geçiş savunması problemliydi ve takım boyu uzundu. Bu da Kocaeli’nin özellikle ceza sahası çevresinde rahat pozisyon üretmesini sağladı.
20. dakikadan sonra tecrübe faktörü devreye girdi. Trabzonspor, tempoyu bilinçli şekilde düşürdü, oyunu merkezde tuttu ve rakibin enerjisini törpüledi. Spor yazarlarının altını çizdiği nokta tam da burasıdır: Trabzonspor oyunu oynamadı, oyunu yönetti.
İkinci yarıda Kocaelispor risk aldı. Savunma hattını öne çıkardı ve baskıyı artırdı. Ancak bu cesaret, savunma arkası alanları da beraberinde getirdi. Trabzonspor, geçiş hücumlarıyla bu alanları etkili kullandı.
Maçın son bölümünde Trabzonspor geriye yaslandı. Bu, skor avantajını koruma refleksiydi ancak oyunu rakibe tamamen bırakmak, tehlikeyi de davet etti. Kocaeli’nin golü bu bölümün doğal sonucudur.
90 dakika sonunda ortaya çıkan tablo şudur:
Trabzonspor kazandı ama ikna etmedi.
Bu galibiyet, kalite ve tecrübenin, oyun üstünlüğünden bağımsız olarak da sonuç üretebildiğinin bir göstergesidir.
Ancak spor yazarlarına göre, bu oyun sürdürülebilir değildir.
Trabzonspor daha büyük hedefler için daha cesur ve daha dengeli bir oyun oynamak zorundadır.
Beşiktaş – Kayserispor
Maç Öncesi Teknik ve Taktik Perspektif
Beşiktaş için bu karşılaşma, yalnızca üç puanlık bir lig maçı değil, aynı zamanda sezonun gidişatını belirleyecek bir eşik niteliği taşıyor. Spor yazarlarının ortak kanaati, siyah-beyazlıların hâlâ oyun kimliğini tam olarak oturtamadığı yönünde.
Beşiktaş’ın temel problemi, hücumda süreklilik ve merkez organizasyonu. Topa sahip olunan bölümlerde tempo üretilemiyor, pas hızı düşüyor ve rakip savunma rahat yerleşiyor. Bu da oyunu genişleten ancak delici olmayan bir yapı ortaya çıkarıyor.
Kayserispor ise bu tip maçları oynamayı bilen bir takım profiline sahip. Orta blok savunma, geçiş oyunu ve fizik temas üzerinden sonuç arayan bir yapıdalar. Büyük takımlara karşı alanı daraltıp, savunma arkası koşularla pozisyon üretmeyi tercih ediyorlar.
Bu nedenle maçın kilidi şurada:
• Beşiktaş, oyunu merkezden hızlandırabilir mi?
• Kayserispor’un geçişlerini kesebilecek ön alan presi uygulanabilecek mi?
• Siyah-beyazlılar skor bulamazsa sabır oyununu sürdürebilecek mi?
Spor yazarlarının büyük bölümü, Beşiktaş’ın erken gol bulmasının maçın seyrini belirleyeceği görüşünde birleşiyor. Erken gol, Kayserispor’un savunma dengesini bozacak; geciken gol ise maçın stresini artıracaktır.
Bu maç, Beşiktaş’ın “reaksiyon takımı mı, oyun takımı mı” olduğunun da testidir.
Sonuçtan çok, oynanan oyun Beşiktaş adına daha belirleyici olacaktır.

Yorumlar
Kalan Karakter: