Her yıl bir hafta geliyor.
Türk Mutfağı Haftası deniyor.
Bir anda sofralar kuruluyor, tabaklar hazırlanıyor, geleneksel yemekler konuşuluyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Videolar paylaşılıyor.
“Hafızamız”, “kültürümüz”, “mirasımız” deniyor.
Sonra hafta bitiyor.
Ve sessizlik başlıyor.
İnsan ister istemez düşünüyor:
Bu kadar büyük bir mutfak…
Gerçekten sadece bir hafta mı konuşulmayı hak ediyor?
Çünkü Türk mutfağı sadece yemek değildir.
Bir annenin sabah erkenden kalkıp hamur açmasıdır.
Bir ninenin kış gelmeden tarhana sermesidir.
Bir çocuğun ekmeğin ucunu tencereye banmasıdır.
Bir evin kokusudur.
Bu mutfakta sadece tarif yoktur.
Emek vardır.
Beklemek vardır.
Paylaşmak vardır.
Bir sofrada herkes doymadan kalkılmaz mesela.
Misafir aç gönderilmez.
Lokma bölünür.
Çorba paylaşılır.
Çünkü bizim mutfağımız sadece mide doyurmaz.
İnsanı birbirine bağlar.
Ve belki de insanı en çok üzen şey şu:
Biz böyle büyük bir kültürü bazen sadece birkaç gün hatırlıyoruz.
Oysa bu mutfak bir haftalık etkinlik değil.
Bir milletin hafızası.
Bugün dünya mutfaklarını markaya dönüştürüyor.
Bir yemek üzerinden ülke tanıtıyor.
Turizm kuruyor.
Ekonomi büyütüyor.
Biz ise hâlâ mutfağımızın büyüklüğünü tam anlatamıyoruz.
Çünkü biz bu mutfağın içinde büyüdük.
Ve bazen insan, her gün gördüğü şeyin değerini geç fark eder.
Bir dolmayı sıradan sanıyoruz.
Oysa dünyanın birçok yerinde insanlar o sabrı bilmiyor.
Bir kahvaltıyı günlük alışkanlık zannediyoruz.
Oysa başka ülkelerde insanlar bizim bir sofrada kurduğumuz çeşitliliği hayranlıkla izliyor.
Bir çorbayı basit görüyoruz.
Ama bizde çorba sadece yemek değil;
geceye, hastaya, soğuğa, yorgunluğa verilen cevaptır.
Türk mutfağı aslında çok sessiz bir mutfak.
Bağırmıyor.
Gösteriş yapmıyor.
Ama derin.
Çünkü bu mutfak saraydan köye kadar yaşayan nadir mutfaklardan biri.
Hem ihtişamı biliyor,
hem yoklukta üretmeyi.
Belki de bu yüzden insanın içini en çok şu acıtıyor:
Biz bazen kendi mutfağımızı yabancılar kadar heyecanla anlatmıyoruz.
Başka mutfaklara hayran kalırken,
kendi soframızın büyüklüğünü unutuyoruz.
Türk Mutfağı Haftası elbette kıymetli.
Ama mesele sadece bir hafta boyunca yemek paylaşmak değil.
Asıl mesele şu:
Bu mutfağı gerçekten koruyor muyuz?
Üreticisini yaşatıyor muyuz?
Ürününü tanıyor muyuz?
Hikâyesini anlatıyor muyuz?
Yoksa sadece güzel tabaklar mı gösteriyoruz?
Çünkü bir mutfak sadece restoranlarda yaşamaz.
Evde yaşar.
Pazarda yaşar.
Tarlada yaşar.
Ninenin elinde yaşar.
Annenin tenceresinde yaşar.
Ve bunlar kaybolursa,
geriye sadece tarif kalır.
Belki de artık şunu kabul etmemiz gerekiyor:
Türk mutfağı bir hafta konuşulacak kadar küçük değil.
Bu mutfak;
yıl boyunca anlatılacak,
korunacak,
öğretilecek,
dünyaya taşınacak kadar büyük.
Çünkü mesele sadece yemek değil.
Mesele şu:
Bir millet kendi sofrasına ne kadar sahip çıkıyor?
Son Söz
Türk mutfağı sadece bir hafta hatırlanacak bir miras değildir.
O, bu toprakların yaşayan hafızasıdır.
Ve hafıza, yalnızca özel günlerde değil…
her gün korunur.
“Türk mutfağı bir haftalık etkinlik değil, yüzyıllardır yaşayan bir kültürdür.”
Yorumlar
Kalan Karakter: