Yazın en güzel telaşlarından biri erişte ve çorbalık kesme günleriydi.
Bazı evlerde sabah erkenden hamur yoğrulur, oklavalar hazırlanır, sofralar kurulur, beyaz bezler serilirdi.
Sonra incecik açılan hamurlar güneşi biraz içine çeksin diye dinlendirilir, ardından büyük bir özenle kesilmeye başlanırdı.
Uzun erişteler…
Minicik çorbalık kesmeler…
Her biri aynı hamurdan doğardı ama her birinin sofrada ayrı bir hikâyesi olurdu.
O gün evde yalnızca hamur hazırlanmazdı.
Bir araya gelmenin bahanesi hazırlanırdı.
Komşular gelirdi.
Çaylar demlenirdi.
Bir yandan eller çalışır, bir yandan hayat konuşulurdu.
Geçmiş anlatılırdı.
Çocuklar dinlerdi.
Belki o gün fark etmeden öğrenirdi insan; mutfağın sadece yemek yapılan bir yer olmadığını…
Mutfak, hafızanın en güçlü odasıydı.
Hiç kimse "geleneği koruyalım" demezdi.
Kimse "kültürel miras aktarıyoruz" diye düşünmezdi.
Ama tam da bunu yaparlardı.
Bir oklava, bir bıçak ve biraz unla…
Bir nesil, kendinden sonrakine sadece erişte yapmayı değil; sabrı, emeği, paylaşmayı ve birlikte olmanın değerini bırakırdı.
Bugün market raflarında istediğimiz kadar erişte bulabiliyoruz.
Belki daha düzgün kesilmiş…
Belki daha pratik…
Ama hiçbir paketin içinden çocukluğumuz çıkmıyor.
Hiçbirinin kokusunda annemizin mutfağı yok.
Hiçbirinin üzerinde anneannemizin unlu ellerinin izi yok.
Çünkü ev eriştesinin gerçek malzemesi un değildir.
Hatıradır.
Belki de bu yüzden yıllar sonra bir tabak erişte çorbası önümüze geldiğinde önce açlığımız değil, özlemimiz uyanıyor.
Bir mutfak gözümüzün önüne geliyor…
Pencereden içeri giren yaz güneşi…
Tahtaya düşen bıçağın sesi…
Bir köşede kuruyan hamurlar…
Ve artık aramızda olmayan ama her erişte kokusunda yeniden yanımıza oturan sevdiklerimiz…
Belki de kış hazırlıkları hiçbir zaman sadece kış için yapılmadı.
Belki de annelerimiz ve anneannelerimiz, farkında olmadan bize sadece yiyecek bırakmadılar.
Bir evi…
Bir sofrayı…
Bir aidiyet duygusunu…
Ve ne zaman erişte kessek yeniden hatırlayacağımız kocaman bir çocukluğu bıraktılar.
Çünkü bazı tarifler mideyi doyurur…
Bazıları ise insanın ömrü boyunca özlemini duyacağı bir eve dönüşür.
🌾 Bugünün Tarifi: Ev Yapımı Anadolu Eriştesi
Malzemeler
1 kg un
8 adet köy yumurtası (normal yumurta da kullanılabilir)
Yaklaşık 1 su bardağı su (yumurtanın büyüklüğüne göre ayarlanabilir)
1 yemek kaşığı tuz
Yapılışı
Unu geniş bir yoğurma teknesine alın ve ortasını havuz gibi açın. Yumurtaları kırın, tuzu ekleyin ve kontrollü bir şekilde suyu ilave ederek sert kıvamlı bir hamur yoğurun.
Hamuru üzerini örterek yaklaşık 30 dakika dinlendirin.
Dinlenen hamuru bezelere ayırın ve oklava yardımıyla ince yufkalar halinde açın.
Yufkaları temiz bezlerin üzerine sererek 20–30 dakika kadar hafifçe kurutun. Tamamen kurumasına izin vermeyin; kolay kesilecek kadar kendini toplaması yeterlidir.
Yufkaları hafifçe unlayarak üst üste koyun ya da rulo şeklinde sarın.
Bıçakla istediğiniz kalınlıkta uzun erişteler kesin. Çorbalık kesme hazırlamak isterseniz erişteleri tekrar küçük kareler halinde doğrayabilirsiniz.
Kesilen erişteleri temiz bezlerin üzerine tek sıra halinde serin ve gölgede, hava alan bir ortamda 1–2 gün tamamen kurutun.
Tamamen kuruyan erişteleri cam kavanozlarda ya da bez torbalarda, nemden uzak bir yerde uzun süre saklayabilirsiniz.
Pişirme Önerisi
Bol tuzlu kaynar suda 6–8 dakika haşlayın. Süzdükten sonra üzerine tereyağında hafifçe kavrulmuş ceviz ekleyebilir, bol beyaz peynirle karıştırabilir ya da yalnızca tereyağıyla servis edebilirsiniz.
Çorbalık kesmeleri ise et, tavuk, mercimek veya yoğurtlu çorbaların içine ekleyerek Anadolu sofralarının o tanıdık, sıcacık lezzetini yeniden yaşayabilirsiniz.
Afiyet olsun… Her lokması çocukluğunuzu, her kokusu Anadolu'nun bereketini hatırlatsın. 🌾
Yorumlar
Kalan Karakter: