“Titresin bir mum alevinde
O eski günler
Bir gümüş çerçeveden seyret
Yine maziyi...”
Ah Aysel Gürel... Yaşasaydı da duysaydı şimdiki şarkı sözlerini ne yapardı acaba?
Toplum değişiyor, zaman değişiyor, her şey nasibine düşen payı da alıyor. Peki bu değişimden iyiye mi evriliyoruz, yoksa kötüye mi?
Önemli olan, masaya yatırılıp günlerce konuşulması gereken asıl mevzu da bu zaten.
İleriye mi, geriye mi?
Doğruya mı, eğriye mi?
Nereye götürüyor bizi bu değişim?
Kıskanır rengini baharda yeşiller...
“Sevda büyüsü gibiydin sen Firuze
Sen nazlı bir çiçek
Bir orman kuytusu
Üzüm buğusu gibiydin sen Firuze...”
Bu güzel sözler gitti, yerine zamana ayak uydurduğu söylenen sözler geldi.
Firuze dolanırken milyonların diline, “Hav Hav”lar dolanır oldu, “Kenke”ler, “Pardon Don Don” ve daha niceleri...
Çaya geçelim, çorbaya geçelim...
İyi de Kenke, ne alaka?
Al sana değişim!
Tamam, anladık ayaklar baş, başlar ayak oldu da bu kadarı da biraz fazla olmadı mı?
Hayır, burada dursa yine bir derece. Ama bu gidiş hiç duracağa da benzemiyor.
Dibin dibine, onun da dibine vurmak üzereyiz.
Ama bundan şikâyet etmeyen, hatta memnun olan da var:
“Banane kardeşim, ben parama bakarım. İleriymiş, geriymiş... İyiymiş, kötüymüş beni bağlamaz. Tıklanıyor mu, tıklanıyor. Paralar akıyor mu, akıyor. Olay bitmiştir abi.”
Yok “Hav Hav”mış, yok “Kenke”ymiş... Affedersin, eşek anırsa fark etmez. Alıyor mu milyonlarca tık? Viral ilk 20’ye giriyor mu Spotify’da? Yıkılıyor mu TikTok videodan? Budur abi!
Böyle söyleyen de var.
“Asırlardır yalnızım
Pişmanım alın yazım
Bir öfkeye mahkûm ettik her şeyi
Bir yemin ettim ki dönemem...”
Ah Kayahan, Şehrazat...
“Öyle güzelsin ki içime, onu kirletmeyeceğim seninle” demiş Yıldız Tilbe...
“Ben sende tutuklu kaldım, kendi hayatımdan çaldım, yedi cihan dolandım, bana mısın demiyor” demiş Sezenimiz mesela...
Keskin bıçaktan Kenke’ye...
Onuncu kattan kafa üstü yere çakılmak gibi bir şey.
Değişimin güzeli yok mu peki?
Olmaz olur mu, var tabii.
“Seninle benim aramda kocaman bir fark var” diyen Ceza, nasıl da iletiyi yukarıya, güzele doğru değişimin ilk ateşini fitillemişti.
Nasıl da keyifle geziniyordu bu sözler dillerde, dolu dolu...
Hayır, neden böyle olduk anlayamıyorum.
Gizli bir toplum mühendisliği mi idi yoksa akışa mı bırakıldık?
Akışa bırakıldıysak genlerimiz neden buraya yönlendirdi bizi? Neyin etkisiydi bu?
Biz aslında hep böyleydik de biri sırtımızdan mı iteliyordu daha ileriye?
Hani lastiği elinle ucundan tutar çekersin, sen çektikçe o uzar, uzar... Ama birden bırakırsan hooop eski yerine döner misali, biri elini mi çekti üzerimizden?
“Zaten pamuk ipliğiyle bağlanmışız hayata
Koparmayın
Koparmayın
Koparmayın biraz daha
Biraz daha...”
Yıllar yıllar geçti üstünden, hâlâ ilk duyduğum zamanki hisleri duyarım bu sözler aklıma geldiğinde...
Serenad Bağcan’dan hatıra...
“Yalnızlığım, yaşamak zorunda olduğum beraberliğimsin...”
Zuhal Olcay’dan duyduk, kazıdık belleğimize.
Hedefine parayı koyan ve oraya giden yolda her şeyi mübah sayan, başarıyı ciro rakamı ile ölçen; bu uğurda kırmızı çizgisi olmadan sanatın estetiğini, yaratıcılığını, fikrini, emeğini yok sayan zihniyet... Halbuki kolaya kaçmadan işin sanatsal yönünü de yukarı taşıyarak üreteceği ürünlerle hedeflediği ciroya kavuşma şansı olabilirdi.
Sadece biraz daha zahmet, emek, incelik, yaratıcılık ve kabiliyet gerekiyordu.
Amma velakin kolayı seçtiler. Ve gelinen noktada bizim duyduğumuz rahatsızlığı da duymuyorlar, bir şikâyetleri de yok.
Böbürleniyorlar bile:
“Bak milyonlarca izlenme alıyoruz, bak stadyumlar doluyor...”
Ağızlarından düşmeyen cümleler bunlar.
Yani yine geliyoruz aynı noktaya:
Nicelik mi, nitelik mi?
Affedersin, on tane çürük yumurta mı, bir tane çift sarılı yumurta mı?
Cevap hiç tartışmasız çift sarılı olmalı iken, eğer on çürük daha fazla para getiriyorsa tercih edilen on çürük yumurta oluyor.
Bir stadyumda Tina Turner konseri olsun, diğer stadyumda Kenke... Mesela...
Hangi stadyumda daha fazla bilet satılıyorsa o baş tacı ediliyor.
“Kenke, Tina Turner’ı yıktı geçti” diye başlıklar atılıyor.
Buna itiraz edenlere de:
“Tina Turner eskidendi, şimdi Kenke dinliyor herkes. Her şey değişti, kabul edin abi” diye açıklamalar yapılıyor.
Nitelik vefat etti.
Varsa yoksa nicelik...
Atalarımız ne güzel söylemiş halbuki: “Nerede çokluk, orada ...”
Ama kimin umurunda...
Yorumlar
Kalan Karakter: