Ayten Alpman: Kalitenin, asaletin ve sanatçı duruşunun vücut bulmuş hali.
Bu haftanın sorusu şu: Bir insan neden şarkıcı olmak ister?
İşte her şey bu soruyla başlıyor. Ve yollar, bu sorunun cevaplarına göre her yüz metrede ikiye ayrılıyor. Çünkü bu sorunun maalesef o kadar çok cevabı var ki, her biri insan hayatına ayrı bir yol çiziyor.
Bir bakıyorsunuz öyle bir yere gelmişsiniz ki ışıklar, alkışlar, röportajlar, hayranlar, konserler, radyolar, lüks yaşam, zenginlik… Ne ararsanız var.
Bir bakıyorsunuz tam tersi: yol kenarında, metroda, şehir meydanlarında, vapurda ya da tenha bir semtin tahta sandalyeli minik bir çay bahçesinde hüzünlü şarkılar söylüyorsunuz.
Ya da bu iki uç arasında onlarca farklı ihtimalden birini yaşıyorsunuz. Mutlu, mutsuz, umutlu, umutsuz… Bazen düşmüş kalkmış, bazen kalkamayıp düştüğü yerde kalmış. Bazen “keşke”lerin içinde boğulmuş, bin pişman. Bazen kabullenip her şeyi bırakıp gitmiş. Bazen de herkesin gıpta ettiği bir hayat yaşarken, içine içine ağlamış.
Müzik çok zor bir yolculuktur.
Emek, sabır, tahammül, dirayet ister. Çelik gibi sinirler gerektirir. Her türlü haksızlığa, kumpasa hazır olmayı öğretir. Bazen taviz vermektir, bazen kuralları yıkmaktır hedefe giden yolda. Bazen akışa bırakmaktır, bazen hiç başlamamaktır.
Ne güzel anlatmış Zeki Müren bir şarkısında:
"Adım Mesut, göbek adım Bahtiyar… Siz hep öyle bildiniz, Mesut Bahtiyar’dan şarkılar dinlediniz."
Kimi “çok para var bu işte” diyerek gözünü karartıp balıklama atlar. Kimi ise yolda rastladığı engelleri kuralına göre oynayarak aşar. Kaybede kaybede, kendinden eksile eksile yürür hedefine.
Kiminin sebebi çok ünlü olmak, şöhrete kavuşmak, yolda yürürken ilgi görmek ve hep gıpta edilen bir hayat yaşamaktır.
Kimi şöhreti, sırf zengin biriyle evlenip hayatını garantiye almak için ister.
Kimi saf saf sadece renkli, ışıltılı bir gölge oyununa kapılır.
Kimi de sadece şarkı söylemeyi, sesinin güzelliğini herkese duyurmayı, sanatsal bir doygunlukla takdir görmeyi ve saygın bir yer edinmeyi amaçlar.
Bu grubun çoğu genelde radyo sanatçısı olarak yoluna devam etmeyi seçer, işin şatafatlı kısmından uzak durur. Bazıları ise sonradan gazinolar aracılığıyla renkli dünyalara transfer olur. Küçücük bir çocukken hayallerinin peşine düşerek radyo programlarıyla tüm ülkenin kalbinde taht kuran ve sonrasında gazinolara transfer olarak görkemli bir kariyere imza atan sanat güneşimiz Zeki Müren, bu grubun en tanınmış örneklerinden biridir.
Para girdiği her yerin ahengini bozduğu gibi, müzik de para ile dost olmaya kalktığında dik duruşunu kaybetmek zorunda kalmıştır. Para getiren şarkılar, projeler hep zedelemiştir müziğin sanatsal saygınlığını. Elbette bunun istisnaları vardır. Ancak yıllar geçtikçe müzik endüstrisi paranın esiri olmuştur.
Sezen Aksu yıllar önce şöyle demişti:
"Ben hep benden istenen, benden beklenen şarkıları yaptım. Daha henüz kendi söylemek istediğim şarkıları söyleyemedim maalesef."
Ne çok şey anlatıyor tek bir cümleyle değil mi? Boşuna Sezen Aksu olunmuyor işte… Ama bakın, o bile dertlenmiş.
Özetle; ünlüsünden ünsüzüne, şarkıcılık hevesi ve müziğin para ile mücadelesi insanlara “bir dokun bin ah işit” şeklinde bir hayat sundu.
Hal böyle iken, yine de bu meşakkatli serüvene rağmen birbirinden güzel şarkılar, muhteşem sesler, olağanüstü yorumcular ve unutulmaz anlar armağan edildi bizlere. Tüm müzik emekçilerinin önünde saygıyla eğiliyoruz.
İyi ki varlar.
İyi ki bu taşlı, dikenli yollar onları yıldırmamış.
Sevinçlerimize, dertlerimize iyi ki adres olmuşlar.
Kazandıkları her kuruş analarının ak sütü gibi helaldir.
Ve bu bağlamda; varlığıyla bizi daima gururlandıran, kıyafetinden makyajına, müzik bilgisinden yeteneğine, asaletiyle ve seçtiği şarkılarla örnek bir sanatçı duruşu sergileyen Ayten Alpman’a sonsuz sevgi ve saygılarımızla…
Bize armağan ettiği, dilimizden binlerce yıl geçse de düşmeyecek o şarkı için:
“Bir Başkadır Benim Memleketim.”

Yorumlar
Kalan Karakter: