İnsanı yeryüzündeki diğer canlılardan ayıran en büyük özelliklerden biri, belki de en önemlisi, duygudur… Histir.
Üzülmek bir histir; üzülebilmek ise bir donanım, empati yapabilme yeteneği gerektirir. Bencillikle de yakından ilgilidir; çünkü insan yalnızca kendisi için değil, başkaları için de üzülebilir. Çok sevdiği bir arkadaşı, bir yakını, ailesinden biri… Ya da hiç tanımadığı, binlerce kilometre ötede zulme uğrayan bir bebek, şiddete maruz kalan bir kadın, doğal felaketlerde yaşamını yitiren binlerce insan olabilir.
Üzüntüyle ilgili dünya ölçeğinde o kadar çok şarkı yapılmıştır ki… İnsanlar o şarkılarla anlatır duygularını. Bir yerde, hiç beklenmedik bir anda kulağınıza çalan bir şarkı, sizi ışık hızıyla geçmişe götürür. İki üç nota bile aynı duyguları yeniden yaşatmaya yeter.
Melih Kibar’ın bestesi, Çiğdem Talu’nun sözleri ve Erol Evgin’in sesiyle hafızamıza kazınan o şarkı mesela:
“Seni düşündüm / Dün akşam yine / Garip bir duygu / Doldu içime…”
Nasıl da yağdırıverir anılarımızı üzerimize…
Başkasının derdini dert edinebildiğimiz şarkılardan örnek vermek gerekirse, Sezen Aksu’nun yıllardır eskimeyen “Sen Ağlama”sı:
“Dayanamam / Ağlama gözbebeğim / Sana kıyamam…”
İşte bu şarkılar, duygularımıza tercüman olur.
Ama insanoğlunun duyguları yalnızca üzüntüden ibaret değildir. Hüzün, huzur, özlem, aşk, hayal kırıklığı… Ayrılık, acı, sevinç, coşku, kıskançlık, hırs, intikam, öfke, nefret… Dua, beddua, yakarış, dilek, beklenti, heves, tutku, bağlılık… Bazen neşe, eğlence, dans etme arzusu… Bazen siyasi içerikli protest şarkılar, bazen milli marşlar, ağıtlar, uzun havalar… Hepsi birer duygu taşıyıcısıdır.
Müzik, şifadır. Tesellidir. Yara bandıdır. Öğüttür, uyarıdır, akıldır. Özlü sözdür, kulağa küpedir. Dans, sevinç, coşku, isyan, kafa tutma, şükretme, huzurdur. Müziksiz evren, evrensiz müzik olmaz. Yaşamın ortak çarpanı, rengidir, ahengidir müzik.
Melike Demirağ’ın sesinden dinlediğimiz “Şimdi İstanbul’da olmak vardı…” mesela… Memleket özlemini en derinlerde dile getiren bir şarkıdır. Yeri gelmiş alkışlanmış, yeri gelmiş yasaklanmış, hatta “anarşist” muamelesi görmüştür şarkılar. Tıpkı insanlar gibi, zaman zaman tutuklanmış, sonra beraat etmiştir.
Şarkılar bazen ayıplanmış, bazen gururla sahiplenilmiş, bazen çöpe atılmış, bazen göğsümüzü kabartmıştır. Türk Sanat Müziği’nden Türk Halk Müziği’ne, klasik eserlerden caz, soul, blues, rock, metal, rap, arabesk ve etnik müziğe kadar… Hepsi insanın duygularını kodlayan, saklayan birer hazinedir.
Ama zaman değişti. Akıp giden yıllar, duygularımızı törpüledi. Özlem yok artık. Aşklar yok. “Allah’ım benden önce alırsan onu yaşayamam” dedirten bağlılıklar yok. Ayrılık acısı çekmek yok, kavuşmayı yıllarca beklemek yok. Aidiyet duygusu kayboldu. Acımasızlık aldı vicdanın yerini. Yardımlaşma yok oldu. Duygular birer birer öldü.
Ve şarkılar… Bugünün şarkılarında temiz Türkçe yok. Artikülasyon yok. Sözlerde derinlik yok. Melodi yok. Telâffuz yok. Prozodi yok. Sanatsal anlatım yok. Anlaşılmayan, kaba saba bir hece salatası… İşte hal böyle olunca da tadı yok ne baharın ne yazın, ne şarkının ne sazın.
Nakka insan, okka duygu.
Nakka duygu, okka müzik.
Nakka müzik, okka ahenk.
Hayatı büyük bir hızla terk eden, bizi biz yapan bütün güzelliklere selam olsun.
Yorumlar
Kalan Karakter: