İlkokul öğretmenimiz bir gün sınıfta şöyle demişti:
“Her toprak kendine özgü bitki örtüsünü yaratır. Mesela Akdeniz’in bitki örtüsü makidir, Karadeniz’in ise ormandır.”
Merakla sormuştuk: “Neden hepsi farklı?”
“Çünkü her bölgenin toprağı kendine has özellikler içerir. İklim de buna katkı sağlar, böylece bölgeler arası farklılıklar oluşur.”
O küçücük yaşımda bu cümleler zihnime kazınmıştı. Demek ki sebep toprakta saklıydı. Toprak ne ise, bitki örtüsü de oydu. Ailede çocuklukta ne gördüysek, büyüdüğümüzde de o oluyoruz.
Edebiyata uyarlarsak: “Sen ne isen, senin yarattığın şair de, şiir de, roman da, yazar da odur.”
Nazım Hikmetler, Aziz Nesinler, Özdemir Asaflar, Orhan Veliler… Sinemada Rock Hudson’lar, Kirk Douglas’lar, Robert De Niro’lar, Tom Hanks’ler… Bizim kuşak kendi büyük yıldızlarını, süperstarlarını yaratmıştı. Çünkü biz ne isek, onlar da oydu.
Müzik sektörüne gelelim. Biz öyle büyük şarkıcılar, öyle muhteşem gruplar, öyle ölümsüz ve zamansız şarkılar yarattık ki… Aradan yarım asır geçti, hâlâ varlıklarını koruyorlar.
Neden?
Çünkü bizde duygu vardı. Düşünceliydik, bencil değildik. Başkasının derdi bizi üzerdi. Sevmeyi severdik, özlerdik, kıymet bilirdik. İnceliklerimiz vardı, nezaket vardı. Alkışlamayı bilirdik, yüceltme becerimiz vardı. Takdir ederdik, bağ kurardık, hayran olma yeteneğimiz vardı.
Pink Floyd mesela… Yeri göğü inletti, tüm dünya söyledi şarkılarını. Michael Jackson, Madonna, Tina Turner, Elton John, Elvis Presley, Sting… Ve daha niceleri. Onlarca yıl dillerden düşmeyen olağanüstü hit şarkılar… Çünkü toprağımız sağlamdı. Bir bütünün kendinden emin ve derinlikleri olan parçalarıydık.
Bugün Z kuşağına bakıyoruz. Neden bir Pink Floyd, bir Robert De Niro, bir Sezen Aksu, bir Ajda Pekkan yaratamıyorlar?
Çünkü çok benciller. Kendilerine hayranlar. Alkışlanmaya meraklılar ama alkışlamaya değil. Hayran olunmayı bekliyorlar ama hayran olmayı bilmiyorlar.
Bir şarkıyı dinlerler, en fazla bir ay… Sonra çöpe atarlar. Bir sonraki şarkın iyi değilse seni tamamen silerler. Yeteneğini yok sayarlar. Sesi olmayan birinin şarkısını yüz milyonlarca kez dinlerler ama sesi muhteşem olanı rahatlıkla harcarlar.
Onlardan duyamazsınız bir starı görmek için günlerce para biriktirip konsere gitmiş, heyecandan kalbi duracakmış gibi olmuş birini. Kulise gidip “Elime imza atar mısınız?” demiş birini… Asla. Çünkü dünyanın merkezinde sadece kendileri var.
Neşet Ertaş kim diye sorsanız, “Hiç duymadım” derler. “Ama ben o zaman doğmamıştım ki, nasıl tanıyabilirim?” diye eklerler. Oysa bir saniyede bin yıl öncesine uzanma şansları var. Google ve YouTube onların parmaklarının ucunda. Ama merak yok, kıymet yok.
Öğretmenimizin dediği gibi: Toprak ne ise, bitki de o.
Bizim topraklarımız Neşet Ertaş’ı yetiştirdi. Türkülerin, alçakgönüllülüğün, inceliğin, saygının, sevginin en özgün halini… Ego bilmeyen, kibir bilmeyen, gösterişten uzak bir ustayı…
Neşet Ertaş’a ve onun “Zahide”sine sonsuz sevgi ve saygıyla…

Yorumlar
Kalan Karakter: