Manga, Japon sanat dünyasının Asya kıtası çizgi romanının ölçütlerini belirlediği bir çizgi roman ekolüdür. Uzun yıllar batı ülkeleriyle ilişki kurmayan Japonya kapılarını açtığı tarihlerde Japon sanatçılar önce batı karikatürüyle, ardından çizgi romanıyla tanışmış onları taklit etmeye başlamıştır. İkinci dünya savaşından sonraysa ABD comics ekolünü örnek alarak kendi formunu yaratmıştır. Manga dergileri içinde yayınlanan kısa bölümlerin birleştirilerek ayrıca basıldığı bir formdur. Cep kitabı boyutunda, siyah-beyaz eğlenceli işlerdir çoğunlukla.
Manga türü nasıl oluyor, Yaş grupları, alt grupları
Mangalar genel olarak yaş gruplarına göre ayrılmışlardır. İçerikleri de buna göre farklılıklar gösterir. Okul öncesi, kız ve erkek çocukları, gençler, yetişkinler hedef kitleleridir. Spor, macera, bilim kurgu, korku, fantazya gibi onlarca konuyu ele alabilmektedir.
Ülkemizde çoğunlukla oğlan çocuklarına ve ergen erkeklere hitap eden mangalar basılmaktayken bu değişmiştir. Artık genç kızlara ve küçük kızlara hitap eden işlerde basılmaktadır. Ve ara ara da yetişkinlere özel işler raflarda yerini almaktadır.
Ancak bu ayrımlar daha çok Japon okurları için geçerliymiş gibi görünmektedir. Çünkü gerek kültürel farklılıklar gerekse dünyaya bakış açısındaki farklardan dolayı ülkemiz manga okurları çok da cinsiyete özel tür ayrımı yapmamaktadır. Bizde tüm okurlar macera okuduğu gibi romantizm veya toplumsal duyarlılık içeren işleri zevkle arşivine almaktadır.
Çocuklar neden ilgi duyuyor
Mangalar son derece ciddi bir editöryal çalışmanın sonucunda ortaya çıkmaktadır. Özellikle yaş gruplarına uygunluk konusunda büyük bir duyarlık söz konusudur. Görsel ve yazılı dil özenle kullanılmaktadır. Buna ek olarak konular yaş grubunun anlayabileceği alanlardan seçilmektedir. Buna ek olarak sıradanlaşan, alışılagelen kalıpların dışında şaşırtıcı hikâyeler ve buluşlar bulunmaya çalışılıyor. Tabii en büyük başarı da mizahın incelikli ve yaramazlık düzeyindeki kullanımı.
Kahramanlar özenle çalışılınca “özdeşlik” kurma da o oranda artıyor. Okur, kendisine benzeyen veya beklentisini yansıtan kahramana dört elle sarılıyor. Bu da manganın etki gücünü arttırıyor.
Bunların ötesinde en büyük başarı mangaların hedef kitleye uygun (yaşıt) kahramanlar seçmesinin yanı sıra çocuk/genç sorunlarını sayfalara taşımasıdır. Yoksulluk, zorbalık, istismar, eğitim eksikliği, aile içi şiddet, gelecek kaygısı, duyulmama ve görülmeme sorunu… Mangalarda çocuk kahramanlar her şeyden önce yüzeyde anlatılan maceralarıyla ön plana çıksa da asıl bahsettiğim sorunların aşılmaya çalışıldığı görülür. Çizgi roman sanatının genelinde göze çarpan ve hemen tepki çeken, örnek alınacağından korkulan “şiddet” unsuru mangada da sadece “mecazidir”. Okuru asıl etkileyen, rol model olan, yönlendiren, güç veren, öz güvenini arttıran şey (gündelik hayattan doğan) sorunları çözmek için gösterilen çabadır. Manga bu bağlamda şiddeti asıl sorunların aşılmasında heyecan yaratan araçlar olarak kullanmaktadır. Genel karışıklık “araçla” “amacın” karıştırılmasıdır. Hiçbir mangada “çıkın birinin kafasına bir tane patlatın” mesajı verilmez. Çünkü şiddet unsuru özendirilesi “amaç” olarak kullanılmamaktadır. Haliyle sağduyulu çocuk okur bunun farkında olup asıl mesaja odaklanır.
Ülkemizde yüz bin satışı bulan mangalar olduğu söyleniyor. Bu rakam çok önemlidir. Hatta Japonya’daki on milyonları bulan satış da öyle. Neden önemlidir? Önemlidir, çünkü bu okurların neredeyse hiç birinin suça karışmadığını görürsünüz. Sanatla haşır neşir olan insandan hangi yaştan olursa olsun zarar gelmeyeceğinin en büyük kanıtıdır bu bence.
Faydalı/zararlı / Uygunsuz içerikler var mı, Seçim hakkı,
Açıkçası her şeyin fazlası ve yanlış seçileni yanlıştır. Bu manga için de geçerlidir genel olarak tüm çizgi roman ekolleri için de. Ancak bu aşamada yetişkinlerin her şeyi denetlemek veya yönlendirmek gibi bir şansları olmaz. Yetişkinlerin kaygı duyması kaçınılmazdır ve haklıdır. Buna söylenecek bir söz olamaz. Ama çocuk yetiştirme noktasında öneride bulunulabilir bence: Sorgulayan ve eleştiren çocuk yetiştirin.
Çocuklar son derece sağduyulu ve akıllı insanlardır. Kendilerine öğretilen doğru kadar kişisel yorumlarını sentezledikleri bir tercihe göre hareket ederler. Bu süreçte de kendilerine uygun olan içerikleri kendileri rahatlıkla belirleyebilirler. Olmadı kendilerini farklı içeriklerle sınarlar. Olmadı seçer veya ellerinin tersiyle itiverirler. Hiç kimsenin önerisiyle, zorla bir şeyi sevmez veya hastası olmayabilirler. Okudukları her şey bir sınav, bir deneme, bir deneyim, hayata hazırlanma aracıdır. Gün gelir kendilerine uymayanları da okurlar. Bu okuduklarını sevmemeye karar verirlerse de kişiliklerinin oluşumunda başarılı bir aşama kat ederler.
Peki, bu her zaman için geçerli midir? Şüphesiz değildir. Yetişkinlerin burada bir görevi vardır bana göre. Eve giren mangalar çocukla birlikte okunmalıdır. Haberdar olunmalıdır. Üstelik de araştırma yapılıp sorulara hazırlıklı olunulmalıdır. Bazen nesnel bilgiler söz konusu olur bazen de çocuğun daha henüz hazır olmadığı veya aklını karıştıran konulara denk gelinir. Bunların anlayacağı düzeye indirilerek onlara izah edilmesi gerekir.
Unutmayalım ki çocuk edebiyatında olduğu üzere çocukluk tanımında her kültür farklı ölçütler ortaya koymaktadır. Temel evrensel ahlak kuralları aynı olsa da çocuğun bilmesi gerektiği düşünülen içerikler aynı olmamaktadır. Haliyle her çizgi roman ekolü gibi manga da önce üretildiği kültürün okurlarına seslenmektedir. Bu farklılıkları göğüslemek ve çocuğa uygun dilde açıklamak annelerle babalara düşmektedir.
Öte yandan mümkün olduğunca yaşa uygun içerikler seçmede yardımcı olmak gerekir. Ancak bu noktada aynı yaşta olan her çocuğun aynı bilinç, olgunluk, zeka yaşında olmadığını unutmamak gerekir. Birini olumsuz etkileyebilecek olan diğerine etki etmeyebilir. Tıpkı, sinema, edebiyat, oyun, internet gibi çizgi romanlarda da doğru alıcının doğru işle buluşması bağlamında biraz zahmet gerekiyor.
Kitap okumuyor, Okumaya destek mi köstek mi?
Bu noktada şu soru geliyor aklıma: Bilgi edinmenin ve estetik bir haz almanın tek kriteri kitap okumak mıdır?
“Kitap okuma” ama bu defa da “ne okuma” takıntısı uzun uzun konuşulması gereken bir şey bana göre. Örneğin; bilim kurgu, fantazya, korku, polisiye, aşk gibi birçok tür yıllarca hor görüldü edebiyat dünyasıyla öğretim camiasında. Oysa onlar da kitaptı ve edebiyattı. Nedense ya kitap okumaya fazlaca anlam yükleniyor ya da her şeyi denetleme ve kontrol etme noktasında can alıcı bir yerde duruyor.
Oysa bugünün gençliği görsellerle işitsel olarak bilgilenmeyi tercih ediyor. Bir bakıma sözlü edebiyat dönemine geri döndük diyebiliriz. Üstelik de birçok uzman görsel okumanın son derece yararlı olduğunu savunuyor ki bu konuyu ayrıca tartışmak gerek.
Bugüne kadar gerçekleştirdiğim onlarca okur röportajında hep aynı yanıtı aldım: “Ben çizgi roman sayesinde okumayı öğrendim, kitap okuma alışkanlığım oradan geliyor.”
Kendimden örnek verirsem, ben tarih içerikli çizgi romanları okurken önüme tarih atlasları açar ansiklopedilerden dönem araştırması yapardım. Mitolojiyi de birçok kişi gibi o sayede karşılaştırmalı okuyarak öğrendim. Demem o ki ne okuduğumuz değil nasıl okuduğumuz önemli. Mangalarda tarih, mitoloji, geleneksel ve dinsel masallar, gündelik sorunlar, siyaset, eğitimde aksaklıklar gibi gibi onlarca konu ele alınıyor. Yaşı ne olursa olsun her okur bu kurguları daha iyi anlamak için alt yapısı araştırması yapabilir. Haliyle okumaya teşvik edici bir ilişki doğmaktadır.
Öte yandan ben çizgi romanın kitap okumanın bir alt basamağı olduğu fikrine sıcak bakmıyorum. Bu önerme tiyatro izleyicisi harika sinema izleyicisi olur, resim sanatını bilen reklamcılığı çözer gibi yerlere götürür bizi. Her sanat dalı farklıdır ve her biri insanı kendi anlatı araçlarıyla zenginleştirip çoğaltır. Bir yerden çoğalan insan da diğerleriyle beslenmekten uzak duramaz.
Manga okuyan biri animesini (japon çizgi filmi) de izler. Hobi edinir figür toplar. Bizde az basılıyor da olsa manga araştırma, tarih ve felsefe kitaplarını okur. Bağlantılı filmleri-dizileri izler. İçerikle ilgili araştırma yapar. Sosyalleşir etkinliklere katılır. Kendini sınar çizer olmaya çabalar olmadı hikâye kurgular. Beğendiklerini gerekçelendirerek savunur, beğenemediklerini nedenlerini ortaya koyarak eleştirir. Lisan öğrenir. Düne kadar çizgi roman okurları arasında İngilizce popülerken yakın zamanda Japonca ve Korece’de patlama yaşanmıştır. Üstelik kursa gitmeden, masa başında gönüllü öğrenmeden bahsediyorum. Manga okuru okulunu aksatmadan manga okur. Çünkü okuduğu kahramanlar arasında okulu bırakan yoktur. Zorluklarla baş etme, mücadele ve bilgilenerek kazanma azmi vardır.
Kitap okuma… Eğitim sistemimiz sınavlara dayalı olduğu için çocukların kitap okumaması mümkün değildir. İlla ki kitap okuyacaklardır ve zamanı geldiğinde birçoğu yaşları ilerledikçe kitaba yönelecektir. Veya görsel-işitsel okuryazarlığa yönelecektir. Ancak şundan eminim, bence kitap tek ölçüt olmadığından, manga okuma alışkanlığı kazanan çocuklarımız bilgilenmenin bir yolunu hep bulacaktır.
Yorumlar
Kalan Karakter: