Amerika Birleşik Devletleri karşısında alınan galibiyetin ardından herkes maçın istatistiklerini konuşuyor. Topa sahip olma oranları, isabetli pas sayıları, şut sayıları, koşu mesafeleri…
Oysa futbolun en önemli istatistiği bazen maç başlamadan önce yazılır. O da teknik direktörün sahaya sürdüğü ilk 11’dir.
Bu karşılaşma, istatistiklerin her şeyi anlatmadığını bir kez daha gösterdi. Maç sonunda ortaya çıkan rakamlar ne söylerse söylesin, kaybedilen maçın temel nedeni yanlış oyuncu tercihleri ve hatalı oyun planıydı.
DOĞRU KADRO, DOĞRU OYUNUN İLK ŞARTIDIR
Bir teknik direktörün en önemli görevi, elindeki oyuncuların kalitesini en verimli şekilde sahaya yansıtmaktır.
Türkiye’nin elinde Avrupa’nın önemli kulüplerinde forma giyen, teknik kapasitesi yüksek, genç ve dinamik bir jenerasyon bulunuyor. Ancak kaliteli oyunculara sahip olmak tek başına başarı getirmiyor. Asıl mesele, bu oyuncuları doğru bölgelerde ve birbirini tamamlayacak şekilde kullanabilmek.
Amerika karşısında bunu göremedik.
Montella’nın tercihleri, oyuncuların bireysel performanslarının önüne geçti. Bazı futbolcular kendi özelliklerini yansıtamayacak bölgelerde oynarken, bazı isimler ise hak ettikleri süreleri alamadı.
ORTA SAHADA DİNAMİZM EKSİKLİĞİ MAÇIN KADERİNİ BELİRLEDİ
Modern futbolda maçlar artık orta sahada kazanılıyor.
Orkun Kökçü ve Salih Özcan’ın birlikte oynadığı, pres yapan, top kazanan ve dikine oynayabilen bir orta saha düzeni Türkiye’nin oyununu tamamen değiştirebilirdi.
Bu iki oyuncunun enerjisi hem savunmayı rahatlatacak hem de hücum oyuncularına daha geniş alanlar oluşturacaktı.
Bunun yerine zaman zaman temposu düşük kalan bir orta saha kurgusu tercih edildi ve Amerika, oyunun kontrolünü uzun bölümlerde eline aldı.
ARDA GÜLER’E ÖZGÜRLÜK TANINMALIYDI
Arda Güler artık yalnızca geleceğin yıldızı değil, bugünün oyun kurucusudur.
Ancak Arda’yı etkili kılan özellik, sürekli top almak için geriye gelmesi değil; rakip savunma ile orta saha arasındaki boşluklarda topla buluşmasıdır.
Bunun için önünde hareketli forvetler, yanında mücadeleci orta saha oyuncuları ve sürekli bindiren bek oyuncuları gerekir.
Arda rahat alan bulduğunda oyunun temposunu belirleyen, kilit pasları atan ve takımını yönlendiren gerçek bir maestroya dönüşüyor.
Amerika karşısında ise bu özgürlüğü bularak takımımıza önemli asistlerde bulundu.
EREN ELMALI’NIN HAREKETLİLİĞİ DAHA FAZLA KULLANILABİLİRDİ
Eren Elmalı’nın en önemli özelliği, sürekli hücuma destek vermesi ve çizgiyi etkili bir şekilde kullanabilmesi.
Onun bindirmeleri rakip savunmayı genişletebilir, Arda Güler’e merkezde daha fazla alan açabilirdi, ancak bu organizasyon yeterince uygulanamadı.
Türkiye hücum ederken genişleyemedi, rakip savunmayı bozamadı ve üretkenlikte zorlandı.
BARIŞ ALPER DOĞRU TERCİHTİ, AMA TEK PLAN OLMAMALIYDI
Barış Alper Yılmaz’ın Kerem Aktürkoğlu yerine tercih edilmesi fizik gücü ve mücadele seviyesi açısından doğru bir karardı.
Amerika gibi atletizmi yüksek bir rakibe karşı Barış’ın temposu ve savunmaya katkısı önemliydi.
Ancak teknik heyetin farklı senaryolar üzerinde de çalışması gerekiyordu.
Barış Alper kanatta oynarken, Can Uzun santrfor olarak değerlendirilebilirdi.
Can Uzun’un ceza sahası içindeki bitiriciliği, fizik gücü ve bağlantı oyunu Amerika savunmasını zorlayabilecek özellikler taşıyordu.
Ne yazık ki bu alternatifler denenmedi.
TEKNİK DİREKTÖRLÜK SADECE İLK 11 YAZMAK DEĞİLDİR
Büyük teknik adamlar sadece kadro kurmaz.
Maçı okur.
Rakibin güçlü ve zayıf yönlerini analiz eder.
Oyunun gidişatına göre risk alır.
Gerekirse ezberini bozar.
Montella ise turnuva boyunca özellikle kritik maçlarda geç hamle yapan, bazı oyuncularda gereğinden fazla ısrar eden ve değişikliklerde cesur davranmayan bir görüntü verdi.
ASIL ÜZEN, KAÇAN KURA AVANTAJI OLDU
Bugün oluşan turnuva tablosuna bakıldığında insanın aklına tek bir soru geliyor.
Grup lideri olabilseydik ne olurdu?
Amerika’nın Bosna-Hersek ile eşleşmesi, Türkiye adına kaçan fırsatı daha da görünür hale getirdi.
Belki yarı final…
Belki final…
Belki de yıllardır özlediğimiz tarihi başarı…
Futbolseverleri üzen sadece mağlubiyet değil, bu ihtimallerin kaybedilmiş olmasıdır.
BU JENERASYON HARCANMAMALI
Arda Güler…
Orkun Kökçü…
Kenan Yıldız…
Can Uzun…
Barış Alper Yılmaz…
Salih Özcan…
Eren Elmalı…
Uzun yıllardır ilk kez bu kadar kaliteli, genç ve Avrupa seviyesinde oyuncular aynı dönemde Milli Takım formasını giyiyor.
Böylesine değerli bir jenerasyonun en büyük ihtiyacı doğru teknik yönetimdir.
Yanlış tercihler, bu oyuncuların gerçek potansiyelini gölgede bırakmamalıdır.
FEDERASYON ARTIK KARAR VERMEK ZORUNDA
Önümüzde UEFA Uluslar Ligi var.
Rakipler İtalya ve Fransa.
Ardından Dünya Kupası eleme maçları başlayacak.
Bu rakiplere karşı yapılacak küçük hataların bile telafisi olmayacaktır.
Montella yaklaşık üç yıldır takımın başında.
Oyuncuları tanıyor.
Rakipleri tanıyor.
Milli Takım’ın oyun karakterini oluşturacak kadar zaman buldu.
Buna rağmen hâlâ aynı oyuncu tercihleri, aynı geç oyuncu değişiklikleri ve aynı taktik hatalar konuşuluyorsa, Türkiye Futbol Federasyonu’nun bu süreci yeniden değerlendirmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
SON SÖZ
Milli Takım’ın sorunu oyuncu kalitesi değildir.
Sorun, bu kaliteyi doğru sistem içinde kullanamamaktır.
Türk futbolunun artık hata yapma lüksü kalmadı.
Bu jenerasyon, doğru teknik direktör ve doğru futbol aklıyla yalnızca Dünya Kupası’na katılabilecek bir takım değil; Avrupa’nın ve dünyanın en güçlü ülkeleriyle eşit şartlarda mücadele edebilecek potansiyele sahiptir.
Ancak aynı hatalar, aynı kadro tercihleri ve aynı oyun anlayışı devam ederse, bugün Amerika karşısında yaşanan hayal kırıklığı yarın İtalya, Fransa ve Dünya Kupası elemelerinde çok daha ağır sonuçlarla karşımıza çıkabilir.
Artık karar verme sırası Türkiye Futbol Federasyonu’ndadır. Çünkü bazen bir teknik direktörü değiştirmek istikrarsızlık değil, Türk futbolunun geleceğini kurtaracak en cesur adımdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: