Yaz geldi.
Yollar kalabalıklaşacak.
Oteller dolacak.
Sahillerde şezlonglar açılacak.
Milyonlarca insan bu topraklara gelecek.
Kimisi denizi görmek için...
Kimisi güneşi...
Kimisi tarihi...
Ama ben her yaz aynı şeyi düşünüyorum:
Acaba kaç kişi Türkiye'yi gerçekten tadacak?
Çünkü bir ülkeyi tanımanın en kısa yolu haritalar değil, sofralardır.
Bir insanın kim olduğunu anlamak istiyorsanız önce ne yediğine bakın.
Çünkü mutfak sadece karın doyurmaz.
Mutfak insanı anlatır.
Toprağı anlatır.
İklimi anlatır.
Yokluğu da anlatır, bereketi de...
Bir turist Hatay'da künefe yerken aslında sadece tatlı yemiyor.
Yüzyıllardır aynı sokaklarda yaşayan kültürlerin izine dokunuyor.
Adana'da kebap yerken sadece et yemiyor.
Ateşin etrafında şekillenmiş bir yaşam biçimini görüyor.
Kayseri'de mantı yerken sadece bir yemek yemiyor.
Bir annenin sabrını, bir evin emeğini, kuşaktan kuşağa aktarılan bir beceriyi tadıyor.
Sivas'ta bir kase madımak önüne geldiğinde aslında Anadolu'nun bütün sadeliği masaya oturuyor.
Dağın, kırın, emeğin ve kanaatin hikâyesi geliyor sofraya.
Belki dünyanın en gösterişli tabağı değil.
Ama içinde yüzlerce yıllık bir yaşam bilgisi var.
Uşak'ta tarhana içen biri sadece çorba içmiyor.
Bir kış hazırlığını içiyor.
Yazın güneşinde kurutulan emeği içiyor.
Bir annenin "kış gelmeden hazır olsun" telaşını içiyor.
İzmir'e gidiyorsunuz.
Masaya otlar geliyor.
Birçoğunun adını bilmiyorsunuz.
Ama Ege biliyor.
Çünkü o otlar sadece yemek değil.
Mevsimi tanımanın başka bir yolu.
Doğayla kavga etmeden yaşamanın bilgeliği.
Muğla'da zeytin var.
Bodrum'da mandalina.
Bir kıyı kasabasında kurulan sofrada sadece lezzet yok.
Rüzgâr var.
Tuz var.
Toprak var.
Antalya milyonlarca turist ağırlıyor.
Ama ben bazen düşünüyorum...
Acaba kaç kişi Toroslar'dan gelen yörük kültürünü görüyor?
Kaç kişi bir göç hikâyesinin sofraya nasıl dönüştüğünü biliyor?
İşte tam burada üzülüyorum biraz.
Çünkü biz bazen sahip olduğumuz şeyi çok geç fark ediyoruz.
Başka ülkeler birkaç ürünle dünya markası olurken...
Biz binlerce yıllık bir mutfağı hâlâ yeterince anlatamıyoruz.
Oysa bu ülkenin mutfağı sadece restoranlarda yaşamıyor.
Köylerde yaşıyor.
Pazarlarda yaşıyor.
Yaylalarda yaşıyor.
Bir ninenin açtığı yufkada yaşıyor.
Bir annenin sabah erkenden kaynattığı çorbada yaşıyor.
Belki de bu yüzden gastronomi benim için hiçbir zaman sadece yemek olmadı.
Çünkü ben bir tabağa baktığımda ürün görüyorum.
Üretici görüyorum.
Toprak görüyorum.
Kültür görüyorum.
Ve en önemlisi...
İnsan görüyorum.
Yaz geldi.
Bu ülkeye yine milyonlarca insan gelecek.
Dilerim bu kez sadece sahillerimizi değil...
Sofralarımızı da görürler.
Çünkü Türkiye'nin en büyük hazinesi belki de kıyılarında değil...
Henüz tam anlatamadığımız mutfağında saklı.
Son Söz
Bir ülke manzarasıyla merak edilir.
Ama mutfağıyla hatırlanır.
Ve ben inanıyorum ki Türk mutfağı doğru anlatıldığı gün...
İnsanlar Türkiye'ye sadece tatil için değil,
bir sofraya oturmak için gelecekler.
"Bu toprakların en büyük turizm değeri sadece gördüklerimiz değil, birlikte yediklerimizdir." 🌿🍽️🇹🇷✨
Yorumlar
Kalan Karakter: