Farkında mısınız, uzun zamandan beri hepimizin en çok kullandığı birkaç kelimeden biri “ego”…
Dilimizden düşmüyor adeta. Önceden A grubu dediğimiz eğitimli entelektüel kesimin, sonraları B grubu dediğimiz sayıca daha geniş bir topluluğun ve en nihayet C grubu dediğimiz rakam olarak en büyük kesimin doğru anlamını bilerek ya da bilmeyerek kullanmasıyla yaygınlaşan bir kelime oldu çıktı “ego”.
Her kullanan kendi anladığı şekilde kullanıyor. Kimi kibirli anlamında, kimi kendini beğenmiş, kendini herkesten yüksek gören anlamında; kimi havalı, burnu havalarda; kimi büyüklük kompleksi anlamında; kimi tavırlı, ulaşılmaz, mesafeli anlamında…
“Egosu çok yüksek”, “Benim hiç öyle egolarım yoktur”, “Egosundan geçilmiyor”, “Egomu yendim”, “Ego yapıyor ya” gibi cümleleri (daha çok örnek vermek mümkün) yolda, trende, vapurda, çarşıda, pazarda, aile içi sohbetlerde, her türlü yazıda, makalede, sinema filminde, dizilerde, şarkılarda bolca duyarız.
Ama egonun gerçek anlamını kaçımız biliyoruz acaba? İşte zurnanın zırt dediği yer tam da burası.
Ben eminim ki büyük çoğunluğumuz egonun gerçek anlamını, ne demek olduğunu bilmiyor. Elimden geldiği, dilim döndüğü ölçüde tane tane anlatmaya çalışayım. Gerçek anlamını öğrenince hangimizin doğru, hangimizin yanlış kullandığı hemen ortaya çıkacak.
Konu insan ile ilgili. İnsanın doğuştan gelen özellikleri, genetik yapısı, hamuru, büyümesi, gelişimi, çevresinde olup bitenler, aile yapısı ve kişisel gelişimi ile birebir alakalıdır.
Önce size “İD” diye bir kelimeden bahsetmemiz gerekir. İD, doğuştan gelen, tamamen bilinç dışı, ilkel alt benliktir. Tamamen içgüdüsel istek ve ihtiyaçlarımızdır. İnsan bunlarla doğar. Bu ihtiyaçlarını asla kural kaide tanımadan, gerekirse saldırganlaşarak, kayıtsız şartsız elde etme arzusu taşır.
Açlık içgüdüsü, susuzluk içgüdüsü, annelik içgüdüsü ve cinsellik içgüdüsü en önemli içgüdülerimizdir.
(Bu arada yazımızın ciddiyetini bir nebze yumuşatmak amacıyla espri niyetine bir bilgi vereyim: Görüldüğü üzere annelik içgüdüsü vardır ama babalık içgüdüsü diye bir şey yoktur maalesef.)
Gelelim ikinci bilmemiz gereken önemli kavrama: Süperego.
Süperego kısaca hayatın, toplumun, toplum içinde uyumu sağlayan kaideler, kurallar, yasaklar, her konudaki kırmızı çizgilerdir. Âdetlerimiz, geleneklerimiz, göreneklerimiz, ananelerimizdir. Ayıbı, çirkini, güzeli, doğruyu, yanlışı bize öğreten çevremizdir.
Bu çevre kimdir? Önce ailemiz, sonra yakın çevre dediğimiz sokak komşularımız, akrabalarımız, bakkalımız, fırıncımız, bekçimiz, polisimiz, arkadaşlarımız ve onların aileleri; nihayet okul ve öğretmenlerimiz… Yani özetle aile, yakın çevre ve uzak çevremizden öğrendiklerimizdir.
Süperego tam anlamıyla budur.
Peki, İD diyor ki: “Şunu iste, bunu iste, ille de iste; kural tanıma, gerekirse saldır, elde et.”
Süperego ise diyor ki: “Yoo, orada bir dur bakalım. Bunu isteyemezsin, şu kurala aykırı; şunu isteyemezsin, ayıp.” Sert şekilde veto ediyor İD’in istek ve arzularını.
Örneğin İD diyor ki: “Çocuk yapmak istiyorum.”
Süperego diyor ki: “Evlenmeden olmaz.”
İD diyor ki: “Şu kişiyi çok sevdim, yanağından öpmek istiyorum.”
Süperego diyor ki: “Bakalım o da istiyor mu?”
Peki bu iki durumu kim barıştıracak? Aralarında ortak bir mutabakat yapıp orta noktayı kim bulacak?
İşte bunu yapacak olan mekanizmanın adı da EGO.
Hayatımızı dengeye koyan, bizim içimizden gelen ve mazeret tanımayan en ilkel dürtülerimiz ile toplumsal yaşamın gereği olan sert kuralları — yani süperego’yu — en uygun, en mutlu edici ve en huzurlu noktada buluşturabilen mekanizmamızın adıdır ego.
Egosunu geliştirebilen insan ile geliştiremeyen insan asla bir değildir. Ego bir sanattır; dünyanın en ince sanatı, en hassas ayarıdır. Büyük yetenek ve eğitim ister.
Egosu gelişmiş insan:
• En huzurlu, en mutlu, en sevilen, en sevmesini bilen, en şefkatli, en paylaşımcıdır.
• Başkalarını en az kendisi kadar düşünen, en az kendisi kadar sevebilen, yardıma koşan, asil, erdemli, onurlu ve güvenilir insandır.
• Hak yemez, adildir. Tertemiz kalbi vardır. Yalan söylemez, bencil değildir, çıkarcı değildir, hile hurda sevmez. Toplum içinde parmakla gösterilir, örnek insandır.
Egosu gelişmemiş insan:
• Sadece kendini düşünür. Hep “ben, ben”, önce “ben” der.
• Kendi çıkarı için yapamayacağı şey yoktur. Kardeşini bile satabilir. Dolandırıcılık, hile hurda ondadır.
• Hedefe giden yolda kimseye acımaz, zalimdir.
• Sevilmeyen, sorunlu ve bulunduğu yerde istenmeyen kişilerdir.
Bakın bakalım etrafınızdaki tanıdıklarınıza; hangisinin egosu gelişmiş, hangisinin gelişmemiş olduğunu hemen anlayacaksınız.
Kıssadan hisse Ego en büyük uyum sanatıdır. Hayatın ve kişinin ahengi, toplumlar arası barış, iyi iletişim, yardımlaşma; insanoğlunun ego ayarlarını kullanmaktaki başarısına bağlıdır.
Ne kadar ego, o kadar huzur, o kadar tebessüm, o kadar barış, o kadar güzel dünya…
Ne demiştik: Dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey.
Yorumlar
Kalan Karakter: