Şimdi Bana Kaybolan Yıllarımı Verseler…
Mi?
Vermeseler mi?
Tut ki verdiler; hangi yıllarına dönmek isterdin? Hangi yılları bir kez daha aynı hevesle, aynı coşkuyla yaşamak isterdin doya doya?
Sanırım birkaç istisna dışında büyük çoğunluk aynı zaman diliminde buluşacak: İlkokul…
Öğretmenimiz… Beyaz yakalıklar, tahta sıralar, tebeşir, kurallar, kaideler… Öğretmen sınıfa girerken tüm sınıf susar. Öğretmenin ayak sesleri koridordan duyulur, kapı açılır, tüm sınıf ayağa kalkar:
— “Günaydın çocuklar.”
— “Sağ olun öğretmenim.”
— “Oturun çocuklar.”
O heyecan… Teneffüslerde gazoz, simit; bahçede haykırışlar, koşturmalar, düşmeler, dizlerde yaralar… Zil sesiyle “hurra” sınıflara dönüş.
Yüzlerce tanımadığın çocuk… Her biri başka hikâye, başka macera. Hadememiz süt saati yapar; isteyene süt, isteyene ayran.
Okul çıkışları… Topluca eve dönüş. Mahallemiz… Bakkalımız, evlerimiz, komşu teyzelerimiz, ağabeylerimiz, berberimiz… Gece oyunlarımız, oyunlardan kopamayışlarımız, “biraz daha anne, biraz daha” diye yalvarışlarımız… Eve döner dönmez doğru banyoya; eller yüzler yıkanır, üst baş darmadağın hızla değiştirilir. Ev ödevleri yapılır, şiirler ezberlenir, resimler çizilir ve uyku… Yastığa başını koyar koymaz derin derin uyumalar, sereserpe…
Her anı mı güzel olur, her günü mü? Kışı başka bir tat, yazı başka bir tat. Sabah uyanıp bütün yolları karla kaplı görmek ve o yolda karlara ilk basan sen olmak… O “kırt kırt” sesi için ekmek almaya gitmek… Soğuktan elleri buz tutmuş, burnu kızarmış, dişleri takırdayarak eve girer girmez sobaya sarılmak…
Mahallece gidilen yaz piknikleri… Haşlanmış yumurtalar, köfte, patates, karpuz… Salıncak, deniz, havlu, kumdan kaleler… Bütün mahallece gidilen yazlık sinemalar…
Ve yazamadığım binlerce şey…
Her şey samimiydi, her şey gerçekti. Bir masalın içindeymişiz de haberimiz yokmuş. “Perihan Abla” dizisindeki mahalleyi görünce zaman tüneliyle yıllar öncesine dönmüş gibi tuhaf bir duygu seline kapılmıştım.
İlkokul…
Saflığın, temizliğin, hakikatin, doğrunun, güzelin, hakkaniyetin, eşitliğin… Hak edenin hak ettiği alkışı aldığı, kardeşliğin, yardımın, paylaşmanın… Yerli Mallar Haftası, Kızılay, Yeşilay kavramlarıyla ilk tanışmanın ve ilk sınavın adıydı ilkokul.
Not verir öğretmen:
— Beş…
Bilirsin ki gerçekten beş almışsındır. Yani “pekiyi”… Çok sevinirsin.
Not verir öğretmen:
— İki…
Bilirsin ki gerçekten ikiyi hak etmişsindir. Üzülürsün.
Yoktur öyle aslında beşlik kâğıt verip de iki almak ilkokulda… İkilik kâğıt verip de beş almak da yoktur. Sınıfın çalışkanı kimse, bunu herkes bilir. Sınıfın en tembeli mi? Müdürün arkadaşı ya da öğretmenin tanıdığı diye kimse “çalışkan” ilan edilmez ilkokulda. Yoktur haksızlıklar…
Öğretmen okumayı sökene kırmızı kurdele takardı. Hiçbir anne baba da öğretmene gidip “Hocam, benim çocuğum dün gece çok ağladı. Neden kırmızı kurdele takmadınız?” diye rica etmezdi. Her şey gerçekti.
“Alkışlayın arkadaşınızı” deyince öğretmen, herkes alkışlardı. Alkış da hak edene giderdi sorgusuz sualsiz.
Sonra ortaokul… Her derste başka bir öğretmen… Zor kurulan samimiyet…
Lise… Derken üniversite… Kazanırsın bir dert, kazanamazsın ayrı bir dert… Siyasi olaylar, parasızlık, kalacak yer sorunu, sağlıksız koşullar… Kıskançlıklar, soğukluklar… İşe girsen bir dert, girmesen bir dert… Yazsan sayfalara sığmayacak kadar sorun.
Bu arada sevgi, eş, evlilik, bekârlık, çocuk, çocuksuzluk, ayrılma, ayrılamama… İş dünyası… Her sektör ayrı bir film, ayrı bir oyun içinde oyun… Dil başka söyler, kalp başka… Hevesler, hedefler, hayaller ve hep hayal kalan düşler… Entrikalar, komşuluklar, fikirler, iç güçler, dış güçler… Kitap okusan bir dert, okumasan bir dert…
Sorunlar, sorunlar, sorunlar… Tahammül, sabır… “Her şeyde bir hayır vardır, Tanrı seni sınıyor” diye diye nasıl geçtiğini anlayamadığın bir ömür… Ve hoş geldin hüzün…
Şimdi sana kaybolan yıllarını versem…
Mi?
Vermesem mi?
Hangisine dönmek isterdin bir daha?
İlkokuldan başka…
İlkokuldan başka…
Değerli, kıymetli, saygıdeğer ilkokul öğretmenim Sayın Emine Ersoy’u hürmetle anarım. Hayattaysa ellerinden öperim, değilse Allah’tan rahmet dilerim.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: