Para, Taviz ve Sanat...
Dünyanın geldiği son düzlükte bütün değerler hızla yer değiştirirken bazıları tamamen yok oldu. Hal böyleyken bize ya elimizi kolumuzu bağlayıp buna sadece seyirci kalmak ya da elimizden geldiğince çaba harcamak düşüyor.
Kimimiz “Aman sende, bana mı kaldı; hangi birini düzelteceğim?” demeyi tercih etti. Kimimiz ise “Ne kurtarsam kârdır” deyip yorucu olan yolu, yani çaba sarf etmeyi seçti. Aslında her iki tarafın da kendine göre haklı sebepleri vardı.
Bir taraf diyordu ki: “Ben gişedeki hasılata bakarım abi, gerisi beni ilgilendirmez.” Öbür taraf ise: “İyi de gişe gişe diye nereye kadar taviz verebilirsin, ne kadar ucuzlatabilirsin filmin sanatsal değerini?”
Tam da burada bir parantez açıp araya girmek istiyorum. Çünkü işin en önemli yeri burası: Nereye kadar taviz verebiliriz? Bu taviz bizi paraya kavuştururken itibarımızda oluşan kayıplar ne olacak? Bir sanat eseriyle sinemada buluşan halkın sanatsal beklentileri, o filmden öğrenecekleri, kişisel gelişimlerine yapabileceği katkılar, toplumu iyiye, doğruya, dürüstlüğe sevk edecek anlatımlar ne olacak? Hepsinden feragat mı edeceğiz gişe uğruna? Değer mi peki?
Tut ki değdi; bu tavizin kırmızı çizgisi olacak mıydı? Gişe düştükçe tavizi artıracak mıydık? Eteği diz boyuna çıkardık diyelim, sonra dizüstü, sonra kalça hizası... Burası son mu mesela? Gişe yine düşerse tamamen çıkarıyor muyuz eteği? Ve bu hep bir tık daha ileri şeklinde devam mı etmeli? Yok mu bunun bir son durağı?
Örneğin birine “Şuradan şuraya kadar koşarsan sana şu kadar para veririm” dedik, yüz kişi kabul etti. “Yalnızca külotla koşun, üç kat para” dedik, beş yüz kişi koştu. “Tamamen çıplak koşun, on kat para” dedik, bin beş yüz kişi kabul etti. Bakın gişe sürekli artıyor ama herkes çırılçıplak koşuyor. Bu mudur? Var mı bunun sonu? Bir sonraki teklifi tahmin etmişsinizdir... Tut ki onu da kabul edecek binlerce kişi çıkacak; ona rağmen böyle bir teklifte bulunmak olacak şey mi? Yok mu bu işin duru durağı? Bu mudur doğru olan? Her şey mi mübah para için?
Tabii ki herkesin verebileceği taviz oranı ve kırmızı çizgiyi koyduğu yer birbirinden farklıdır. Ama toplumun ortalama bir yerde çoğunluk olarak belirlediği sınır vardır. İşte o noktayı aşan kişiler, ne kadar paraya kavuşursa kavuşsun, büyük kitlelerin gözünde itibar kaybına uğrar ve eleştiri yağmuruna tutulurlar.
Onlara düşen sadece iki şey vardır: Ya gözünü kulağını dışarıya kapatıp “Meyve veren ağaç taşlanır” türünden özlü sözlere sığınarak itibarsız yolu seçmek, ya da toplumun değerlerine göre belirlenmiş olan kırmızı çizgiyi aşmamaya özen göstermek.
Esasen “Paraya giden yolda her şey mübahtır” kafasıyla evden çıkan kişilerin atacağı adımlar, yedikleri hurmalar yolun sonunda kendi öz saygılarını tırmalayacak ve büyük bir pişmanlık içine düşecekleri kesindir maalesef.
Ne güzel şeydir yorucu bir çalışma gününün sonunda uyumadan önce aynaya baktığında yüzünde gördüğün iç huzuru, ferahlık ve onur! Ve ne güzeldir her şeyi kararında yaşayabilmenin dayanılmaz ferahlığı... Para da olsun, sanat da... Kalite hep olsun ama... Taviz ise mümkünse hiç olmasın.
Olacaksa da birilerine iyilik yapmak üzere kazandıklarımızdan verdiğimiz tavizler olsun; şahsiyetten, karakterden, asaletten ve erdemden yana ASLA!
İşin sırrı dengede...
Yorumlar 1
Kalan Karakter: