Söz verirken önce derin bir nefes alın, verin… Tutamayacağınız sözleri vermeyin. Her önünüze gelene mavi boncuk dağıtır gibi sözler vermeyin; tutarken zorlanabilirsiniz. Tutamadığınızda özür dilemek zorunda kalırsınız ya da yalan söylemek…
En kötüsü, tekrar söz vermeye kalktığınızda sözünüze itibar edilmez. Kişiliğinizden eksiltmiş olursunuz. Arkanızdan “Bırak şunu ya” yerine “O dediyse yapar arkadaş” dedirtebilmek esas olandır.
Kişilik, canlılık veya hayatta olmak kadar önemlidir. Canlı ile ölü arasında ne kadar fark varsa, kişilik ile kişiliksizlik arasında da o kadar fark vardır. Büyük marifet ister kişilikli insan olabilmek…
Dürüst olacaksın, kimseyi satmayacaksın. Her sözün altın değerinde olacak, kimseyi yarı yolda bırakmayacaksın. Fedakâr olacaksın; sevdiğin insanlar ve önemsediğin değerler için… Doğa için, hayvanlar için…
Cambazlık yapmayacaksın; sırada öne geçmeye çalışmayacaksın. Torpil, rüşvet, araya adam koyarak rakibinin hakkını yemeyeceksin. Güvenilir olacaksın; dalkavuk, nankör, vefasız, vicdansız olmayacaksın. İki kuruşluk çıkar için değerlerini satmayacaksın. Kalp kırmayacaksın.
Bütün bunlar insana doğuştan verilmez. Doğduğun ülke, yıl, şehir ya da köy; annen, baban… Hepsi çok önemlidir. Mahallenin ve komşuların sosyal durumu, ekonomik şartlar, gittiğin ya da gidemedin okul, evdeki huzurlu ya da huzursuz ortam… Sokakta mendil sattırılıp sattırılmadığın, kırmızı ışıkta araba camı silip silmediğin, demirciye çırak verilip verilmediğin… Yollar, yol ayrımları ve her ayrımda verdiğin kararların isabet yüzdesi…
İnsanın kişiliğinin oluşmasında çok faktör vardır. Kimini değiştirmek mümkündür, kimini ise mümkün bile değildir. Bu yüzden kişiliğimiz biraz da kaderimiz olur.
En büyük tedavi eğitimdir. İyi bir eğitim… Ama bu da bir imkân meselesi elbette. Kısacası, kişilikli insan olabilmek zor zanaattır.
Ama kişiliksizlik öyle mi? Hayır. Tam tersi, çok kolaydır. Yoldan çıkman yeterli. Yalan söylemek dediğin nedir ki? Söz verip tutmamanın nesi zor? Torpil, rüşvet bir karta bakar…
Ama bunların her biri kişiliğinizden kocaman bir ısırık alır. Ve bir gün öyle bir hale gelirsiniz ki, eski sizden eser kalmaz. Aynaya baktığınızda gördüğünüzden utanırsınız.
Doğuştan gelen kötü şartlar ve şanssızlıklar hamurunuzu öyle yoğurur ki, psikiyatride “kişilik bozuklukları” adı altında anlatılan konunun öznesi haline gelirsiniz.
Bakınız etrafınıza, bol miktarda göreceksiniz: Eşine işkence yapanlar, annesini camdan atanlar, taciz ve tecavüz sapıkları… “Ya benimsin ya toprağın” diyenler… Annelerinin “Bütün kızlar kurban olsun benim oğluşuma” diyerek büyüttüğü oğluşlar… Kendi çocuğunu öldüren babalar… Dolandırıcılar, soyguncular… Say say bitmez…
Psikopatlar… Sosyopatlar… Ve bilin ki en tehlikelisi sosyopatlardır.
Yaşamak bir sanattır. Hele onurunla yaşamak, sanatların en büyüğüdür.
Bugünkü yazımızı ünlü William Shakespeare’in çok önemli bir sözüyle noktalayalım: Kişilik ya da -sizlik-
İşte bütün mesele bu.
Yorumlar
Kalan Karakter: