ANA diye bir dizi vardı, bilmem hatırlar mısınız, yıllar yıllar önce… Rahmetli Ayşen Gruda’nın ünlü mafya anasını oynadığı komedi dizisi. Kel Behzat diye de rakibi vardı Ana’nın, sürekli didiştiği… İşte o Kel Behzat’ın çok ünlü bir repliği geldi aklıma: “Çat çat çat Kel Behzat Yaşasın kötülük”
Çok meşhur olmuştu… O zamanlar bu lafa çok gülerdik. Meğer doğruymuş; ne varsa kötülükte varmış da haberimiz yokmuş. Biz de senelerce iyi insan olacağız, insanlara faydalı olacağız diye boşuna heder etmişiz kendimizi. Yahu matematikte bile güçlü olan pozitif değil, negatif.
Matematikte artı işareti pozitifi, eksi işareti negatifi simgeler. Peki neden artı bir ile eksi biri çarpınca sonuç eksi bir oluyor da artı bir olmuyor? Neden? Yok. Çünkü matematikte eksiden yana… Yani kötüden yana, olumsuzluktan yana. Hani artıyı iyilik, olumluluk, güzellik; eksiyi kötülük, şer, olumsuzluk diye biliriz ya…
Düşünsenize, artı bir milyon hatta koskoca artı bir trilyonu minicik, sıska bir tanecik eksi bir; eksi bir trilyon haline getirebiliyor. Hem de basit bir çarpma işlemiyle, hiç zorlanmadan, parmağını bile kıpırdatmadan…
Neden? Matematik kuralları böyle olduğu için.
Bir tek matematik mi sanıyorsunuz kötüden yana? Hayır tabii ki… Doğa da aynı düzen üzerine inşa etmiş kendisini. Yapmak zor, yıkmak kolay.
Yüzyıllık çınarı bir elektrikli testere ile beş dakikada yok etmek mümkün. Üç yılda binbir zahmetle inşa edilen dev bir gökdelini yerle bir etmek için bir saniye yeterli. Yeter ki sen yıkmak iste, doğa sana bu şansı kendi elleriyle sunmuş.
Bir evlat yetiştirmek dünyanın en cefakâr, en emek, özveri, fedakârlık, sabır ve özen isteyen işi. Ama bir kötü, bir kurşunla iki dakikada yok edebiliyor evladını. Doğa bu imkânı sağlamış kötülere. Tıpkı matematikteki gibi, kötü bir saniyede senin o çocuğu yetiştirmek için harcadığın trilyonlarca saniyeni yok edebiliyor.
Yani boşuna etmemiş o meşhur lafı Kel Behzat… Çözmüş işi o çoktan.
Ama suçu hep matematiğe ve doğaya yükleyip de kendimizi ak kaşık zannetmeyelim; bizim de hatırı sayılır bir suçumuz mevcut bu mevzuda.
Mesela reyting. Kimi izliyoruz? İyi olanı mı, kötü olanı mı? İyilik yapan dizi kahramanlarını mı, yoksa vuran kıran, elinde silah her bölümde on leşi olanı mı? Kurtlar Vadisi’nden beri Çukur’du, oydu, buydu… Bütün silahlı, mafyalı, yıkımlı diziler reyting rekortmeni. Hatırlayın, bir zamanlar bir aile dizisi vardı: “Bizimkiler.” İlk yıl ite kaka zar zor tutturulmuştu.
Lafın özeti: biz de kötüye ilgi duyuyoruz. Yol kenarında durmuş tatlı tatlı sohbet eden iki kişiye kimse durup bakmaz, transit geçer yanlarından. Ama bağır çağır kavga etseler herkes işi gücü bırakır, toplanır etrafına. Hal böyle olunca yapımcılar da bol bol kavgalı, dövüşlü, vurmalı, öldürmeli dizilere yöneliyor.
Senin çocuğun yıllarca eve kapanıp ders çalışıyor, iyi bir okula girsin diye. El âlemin eline çalınmış soru geçiyor, bir gecede senin önüne geçiyor. Neden? Kötülük yaptı çünkü. E doğa durur mu? Baktı ki sen kötülük yaptın, hemen bütün imkânları seriyor önüne. “Seç beğen,” diyor, “hangi okulu istersen.”
Yaz yaz bitmez örnekleri… Dünya kötüden yana vesselam.
Ama anlayacağınız, kötü olmak hem çok kolay hem avantajlı. Aslolan ise iyi olmaktır. Zahmetli olandır, hak edilendir, emek verilendir. Aslolan erdemli, vicdanlı olabilmektir; bir başkasının derdine koşabilmektir; insan olabilmektir.
Yağmurlu havada dalgın dalgın yürürken ayağının altında duyduğun çıtırtı sesiyle kabuğunu kırdığın salyangoz için gece uykusu kaçmaktır aslolan. Kaldırımda uyuyan kedinin etrafından dolanmaktır aslolan.
Bugünkü yazımızı da özlü bir cümle ile noktalayalım: “İyi olmak yetmez, kötüye mani olmak da lazım.”
Yorumlar 1
Kalan Karakter: