Doğuştan mı Kötüdür İnsan Yoksa Sonradan mı Olur?
Her bebek masumdurdan yola çıkarsak sanki hep sonradan kötü oluyormuş gibi görünüyor insan. Hoş, bir de burçlar var; hani doğduğu aya göre iyi ya da kötü özellikler belirleniyor deniyor ya… İşte başaklar titiz, oğlaklar işkolik, balıklar mucize peşinde diye…
Ama kötülük bambaşka bir şey.
İster doğuştan olsun ister sonradan, şu bir gerçek ki kötülük eğitim ile, bazen eğitim artı profesyonel yardım ile yok edilebiliyor. O nedenle daha çocukken kötülük ile ilgili ilk sinyalleri vermeye başladığında “aman kardeş, çocuk o daha ne anlar, büyüyünce düzelir” gibi laflarla normalleştirmek yerine hemen önlem almaya başlamalıdır anne baba.
Örneğin halının ortasında kırık bir vazo ve yanında iki küçük çocuk…
Anne soruyor: “Kim kırdı bu vazoyu?”
İkisi de karşısındakine uzatıp parmağını “bu” diyorsa biri kesin yalan söylüyordur.
Yalan söyleyerek kendini kurtarmaya çalışıyor ve üstelik kendini aklama uğruna kardeşini suçlamayı göze alıyor. Bunu kendine yedirebiliyor.
İşte bu çocuğun bir de büyüdüğünü düşünün; kırk kişinin başına bela olup eşini dostunu, çoluğunu çocuğunu hayattan bezdirip iş ortağını, emri altındakileri, rakiplerini ne hale sokabileceğini… Kendini kurtarmak için ne iftiralar atabileceğini düşünün. Tam bir facia!
İşte bu yüzden bu çocuk daha o küçük yaşında profesyonel yardım ve eğitim ile düzeltilmezse olacağı budur.
Ama anneler bu yolu tercih etmez; çocuğunu koruma, kurtarma, “çocuk o canım” diyerek savunmayı ve olayı kapatmayı seçerler.
En büyük yanlış budur.
“Ağaç yaşken eğilir” diye boşuna dememiş atalarımız.
Bir de sinsiler var. Onlar hem kötülük yaparlar hem bunu kamufle edip insanlara sempatik görünmeye çalışırlar. Gün gelir, yaptıkları kötülükler içindeki derinlere gömdükleri o masum çocuğu rahatsız etmeye başladığında hemen bir kılıf ararlar; yaptıkları kötülükleri normal göstermek, buna kendini inandırmak için ünlü düşünürlerin sözlerini arar bulur ve sosyal medyasında paylaşır. Yani aslında “ben kötü değilim, hayat böyle, herkes bunu yapıyor, tarihe bakın hep kötülük” der. Bu sözlere sığınarak aynaya baktığında gördüğü yüz ile hesaplaşmayı yeğler.
Ama asla kötülüğü bırakıp iyi insan olma seçeneğini seçmez.
İşine gelmez. Hem karnı doysun hem pastası dursun ister.
Kötülüklerine devam edemezlerse yaşamaktan zevk alamaz, hayatın bir anlamı kalmaz onlar için. Kıs kıs gülmeli o hep içinden, kimseye çaktırmadan…
Ve kendinden o kadar emindir ki kimsenin bunu fark etmediğinden, herkesi onun iyi bir insan olduğuna inandırdığını sanır ve buna gerçekten de inanır. Tek akıllı o ya! Herkes aptal ya!
İçi kin, nefret ve bitmeyen öfke doludur; sevmez kimseyi. Yaptığı her kötülükle intikam alır hayattan. Mutlu insanı, sevilen sayılan insanı, bulunduğu yere kendi çabasıyla ve kimsenin sırtına basmadan gelmiş olan insanları sevmez ama yüzlerine gülerek seviyormuş gibi yapar.
Çocukluğundan kötü anıları, babasından göremediği şefkat, annesinden alamadığı sevgi veya buna benzer tamir olmayan sebepleri vardır. O yüzden bitmez hiç kinleri.
Bir de ikilileri var bunların… İki kafadar verir sırt sırta, dünyanın en eski ama en etkili oyununu oynarlar. Oyunun adı “iyi polis, kötü polis.” O onu kötüler, o onu… Biri kafanı gözünü yarar, öbürü “of of of, elleri kırılsın” der, pansuman yapar sana. İkisinin arasında pinpon topu gibi oynatırlar seni. Ve işin garibi, her zaman tutar bu oyun.
Bir de iyiler var. İyi olmak, kimseye zarar vermemek, ihtiyacı olana yardım etmek yeterlidir zanneden o iyiler… Bilmezler ki iyi olmak yetmez; kötüye de mani olmak lazım, meydanı kötüye bırakmamak lazım, gerektiğinde masaya yumruğu vurup kötünün karşısına dikilmek lazım.
O hep oturur, oturduğu yerden ahkâm keser.
Kötü plan yapar, örgütlenir, hırslıdır, hedef koyar kendine. Gece gündüz uyumaz, o plan için çalışır. Oyunlar, pusular, kumpaslar hazırlar. Hileler yapar, kafa yorar.
İyi öylece oturur.
Ne bir plan yapar, ne bir hedef koyar, ne kumpaslar, ne hileler, ne başka bir şey…
Aynı matematikteki gibi: minnacık eksi, koskoca artı binlerce trilyonu bir çarpımda eksi binlerce trilyon yapar.
50 yılda büyüyen bir çınarı bir balta iki dakikada keser, üç yılda yapılan inşaatı bir bomba bir anda yerle bir eder.
Hayat da kötüden yana.
O nedenle iyilere daha çok iş düşüyor.
Çok iş. Çok hedef. Çok plan. Çok gayret.
Yazımızı Aragon’un dizeleriyle bitirelim:
“Dünyayı güzellik kurtaracak… Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.”
Yorumlar 1
Kalan Karakter: